https://istanbul-fatih34.tr.gg

ENDONEZYA VE HİLAFET İLE SİYONİZM









ENDONEZYA VE HİLAFET İLE SİYONİZM

FORUM ALATURKA İSLAM 

MURAT SELAHATTİN AYDOĞMUŞ

Forumda Endonezya ve Hilafet ile ilgili
Bazı yazılar paylaşılmış olup
Bu konuda fikrini aldığımız
Endonezyalı Müslüman 
Dr.Supriadi Ridwan Iqbal isimli kardeşimiz ile
Yazışmalarımız neticesinde
Bir makale oluşturduk 
Dr.Supriadi Ridwan Iqbal kardeşimizin 
Yazısından sizlere çeviri ve özeti aşağıda sunuyoruz

Dr.Supriadi Ridwan Iqbal,Yazısında 
Endonezyada Hilafet fikrini benimseyenlerin genelinin
Hizbut Tahrir etkisinde kaldığını  
Hilafet ve Osmanlı hakkında yeterince bilgiye sahip olmadıklarını
Osmanlı Tarihi ile ilgili
Ellerinde yeterince ve güvenilir kaynak olmadığını 
Kuran-ı Kerim ve Hadis-i şerifler kaynak gösterilerek yazılan
Hizbut Tahrirce kabul edilmiş eserlerle bilgilendirildiklerini,ifade ediyor  

Dr.Supriadi Ridwan Iqbal,yazısında
Kuran-ı Kerim'in herhangi bir dile çevrilmeden önce
Arapçaya çevrilip,daha sonra mevcut ülkenin diline çevrildiğini
Dünyadaki bütün dillerin
Sürekli değişim ve gelişim içinde olduğunu
Kuran-ı Kerim'in dili ile,günümüz Arapçasının farklı olduğunu 
Bir Arap ülkeside olsa,Arapçaya çeviri dolayısıyla
% 10 luk bir kaybın,her çeviride mutlak mevcut olduğunu
Arapçadan farklı bir dile çevrildiğinde ise
Ayrıca %10 luk bir kayıp ile toplam kaybın % 20 ye çıktığını
Ülkelerin geleneksel kültür etkisiylede 
Meal yazımı esnasında,mevcut çevirinin tekrar düzenlendiğini
Tefsirler ve hadis-i şeriflerle birlikte yapılan içtihatlar ilede
Bu farkın ikiye katlandığını
Bunun dışında,ülkelerin kendi  yasaları ve uygulamaları ilede
Hakiki islam ve günümüz islami uygulamalarının arasındaki farkın
Ülkelere göre,minimum,iki katına çıktığını 
Dolayısıyla,hakiki islam ile yaşanan islam arasındaki farkın
Bölge bölge % 60 oranına kadar ulaşabileceğini ifade ediyor
Böyle bir fark içinde bile olsa 
Müslümanların islamiyeti yaşamaya çalıştığını
Peygamberimizden sonra,islamiyetin aslından saptığını
İslamiyetin,tarihte israiliyat ve günümüzde siyonizmin etkisiyle
Mezheplere ve fırkalara bölündüğünü
Endonezyadaki hilafet fikrini destekleyenlerin 
Genel olarak Hanbeli'den bölünme gibi görünen
Selefilik inancına sahip olduğunu
Selefilik inancının ise 
Suudi Arabistan,Kuveyt,BAE,Katar
Irak,Umman,Bahreyn,İran,Suriye,Ürdün ( Basra Körfezi ) vesaire
Bölgelerde yaygın olduğunu
İslam adı altında faaliyet gösteren
Bazı terör örgütlerininde Selefi inancında olduğunu

Hizbut Tahrir'in,Selefiliğin bir yansıması olduğunu
Selefiliğin ise Vehhabiliğin bir kamuflesi halinde göründüğünü
Dolayısıyla Siyonizm'in şekillendirdiği bir islami ekol olarak
Değerlendirilmesi gerektiğini belirtiyor
Endonezyada Hilafet ile ilgili
Dr.Supriadi Ridwan Iqbal'in bilgi aldığı
Budi Akbar Rahman isimli
Bande-Açe'li müslüman arkadaşının
Endonezyada Hilafet ile ilgili 
Cava ve Sumatra'daki Cemaat-Tarikat görünümündeki teşkilatın
İçinde araştırmalar ve incelemeler yaptığını 
Bu teşkilatın içinde iyi niyetli masum müslümanların olduğunu
Hizbut Tahrir tarafından kandırılarak 
Hilafet ve Osmanlı ile Türkiye hakkında yanlış ve eksik
Bilgilerle donatıldığını ifade etmiştir
Budi Akbar Rahman isimli,Endonezyalı müslümanın
Ahmad Wisnu Faizal isimli teşkilat üyesinden aldığı döküman
Çok uzun olduğundan,dikkatini çeken bir bölümünden
Parça parça ve kısmi
Endonezce olarak,özet alıntı şu şekildedir


KEKHALİFAHAN  DAN  INDONESİA

Muslim sekarang  terbecah belah menjadi  banyak golongan/sekte,tiap golongan  membawa  missi  dan kepentingan  
sendiri sendiri  padalah Allah mevajibkan  umat  muslim di seluruh dunia untuk bersatu
Karna umat islam di seluruh  dunia  tidak bersatu islam menjadi lemah dan umat di  tindas  di mana mana.

Jadi mari kita bersatu  dalam system islam, dulu pada waktu jamannya para nabi umat di pimpin para nabi ,setelah  setelahnya   yaitu khaliafah  jadi mari  kita bersatu dalam system  kekhilafan .

Bersatu itu tidak menunggnu adanya  teknologi  dan waktu  tapi adanya  keniatan .

Kekhalifah itu beda  dengan  kekaisaran .

Shabat  nabi Muhammad  yang di siksa dulu ketika islam masih dalam kondisi  lemah  yang paling terkenal  itu adalah shabat bilal bin raba seorang  muadzin.

Khilafah itu bukan kekaisaran,khilafah itu sitem islam sedangkan kekaisaran   sistem buatan  manusia  

Sistem kekhalifahan sudah di maklumatkan/di kumandang di indonesia .

Dulu Rasulullah Muhammad membangun  perdaban  islam apa nunggu  dulu . Coba baca sejarah nabi

Khilafah adalah kerajaan Islam berdasarkan aturan Islam

Segala sesuatu berdasarkan Al-Qur'an dan selalu berjihad

Khilafah penerapan hukum Islam di suatu wilayah


Yukarıdaki Endonezce metnin 
Türkçe olarak özet ifadesi şudur


" Müslümanlar artık birçok gruba / mezhebe ayrılıyor
Her grup ( birbirinden ayrı ) bir misyon ve menfaat taşıyor
Allah dünyadaki Müslümanların birleşmesini gerektirse de
( istesede ) Dünyadaki Müslümanlar birleşmediği için
İslam zayıftır ve insanlar ( Müslümanlar ) her yerde ezilmektedir 
Öyleyse İslam sisteminde birleşelim
Önce peygamberlerin liderliğindeki insanların
( Müslümanların ) peygamberleri zamanında 
Yaşadıkları halifelik sisteminde birleşelim.
( Hilafet ) United,( devlet ) teknoloji ve zamanı beklemiyor
Ama bir varlık duygusu vardır.
Halifelik imparatorluktan farklıydı 
İslam hala zayıf bir durumda iken,ilk defa işkence gören
Peygamber Muhammed'in shabat'ı ( Sahabe ) en ünlüsü
Shabat Bilal bin Raba müezzin idi. 
Khilafah ( Hilafet ) bir imparatorluk değil, bir İslami sistemdir.
İmparatorluk ise insan yapımı bir sistemtir
Halifelik sistemi Endonezya'da ilan edilmiş / yankılanmıştır. 
Geçmişte Resulullah Muhammed
İslam medeniyetini inşa etti ve bekledi.
Peygamberimizin tarihini okumaya çalışın 
Khilafah ( Hilafet ) İslami kurallara dayanan bir İslam krallığıdır 
Her şey Kuran'a dayanır ve her zaman çabalar
Khilafah ( Hilafet ) bir bölgede
İslam hukukunun uygulanmasıdır " şeklindedir


Dr.Supriadi Ridwan İqbal,bu yazı ve tercüme ile ilgili 
Şunları söylüyor
" Bu üstteki yazıdan,bu çeviriden 
Ve bu hilafetçilerin bizlere aktarmak istediklerinden
Bizim anladığımız şudur
Hilafet,bir bölgede,krallık şeklinde kurulan
İmparatorluk veya devlet ile ilgisi olmayan 
Peygamberimiz'den örnek alınan
Peygamberimizin liderliğindeki insanlarla
Peygamberimizin zamanındaki gibi uygulanabilecek olan 
Günümüzün yaşam tarzları veya teknolojileri ilede ilgisi olmayan
İnsan eseri değil,İlahi bir sistemdir " diyor


Dr.Supriadi Ridwan Iqbal,bu uzun dökümanın
Endonezce olan kısa bölümünden,parça parça alınan
Özetinden de anlaşılacağı üzere
Bu teşkilat üyelerinin  
Hilafet ve Osmanlı hakkında
Yeterince bilgi sahibi olmadıklarını
Osmanlı ve islam tarihinde,bildiğimiz hilafet ile
Hizbut Tahrir'in bahsettiği hilafetin
Bir bağlantısının bulunmadığını,belirtiyor

Dr.Supriadi Ridwan Iqbal,yazısında
Hizbut Tahririn Vehhabi-Selefi inancı ile
Peygamberimizin ehl-i sünnet inancının çeliştiğini
Vehhabilik-Selefilik inancının kökeninde ise
Osmanlı Hilafetine sahip çıkılmayışı mevcut iken
Şimdi hilafetten bahsediyor olmalarınında
Bir çelişki oluşturduğunu,belirtiyor

Dr.Supriadi Ridwan Iqbal,yazısında
Hizbut Tahririn,Amerika ve Avustralya gibi
Batılı ülkelerde yoğunlaştığını,islam ülkelerinde yoğun olmadığını
Bazı ülkelerde yasaklandığını,terör kapsamında algılandığını
Hilafet sistemi çalışmalarının,Endonezyada yoğunlaşmasının
Endonezya yönetimi ve halkının,her türlü inanç ve felsefeye
Hoşgörü ile yaklaşmasından kaynaklandığını,belirtiyor 

Dr.Supriad Ridwan Iqbal,Yazısında 
Endonezyadaki hilafet yanlılarının
Bazı Ayet-i kerimeleri delil gösterdiklerini
Ve onlara hitaben bir cevap yazdığını belirtiyor
Endonezce ve Türkçe yazı ve cevap aşağıdadır 

Baca Allah SWT berfirman: يَوْمَ نَدْعُوْا كُلَّ اُنَا سٍبِۢاِمَا مِهِمْ ۚ فَمَنْ اُوْتِيَ كِتٰبَهٗ بِيَمِيْنِهٖ فَاُ ولٰٓئِكَ يَقْرَءُوْنَ كِتٰبَهُمْ وَلَا يُظْلَمُوْنَ فَتِيْلًا "(Ingatlah), pada hari (ketika) Kami panggil setiap umat dengan pemimpinnya
dan barang siapa diberikan catatan amalnya di tangan kanannya mereka akan
membaca catatannya (dengan baik)
dan mereka tidak akan dirugikan dizalimi sedikit pun."
( QS. Al-Isra' 17: Ayat 71 )

Dr.Supriadi Ridwan Iqbal : 
Ini bukan khalifah Anda
Seperti yang dijelaskan dalam Al-Qur'an di Indonesia.
Türkçesi : Kuran-ı Kerimde açıklanan örnek
Endonezyadaki sizin dediğiniz,mevcut hilafet değil



Dr.Supriadi Ridwan Iqbal,şöyle devam ediyor :
" Osmanlı yıkıldıktan sonra,İslam ülkeleri ve islam
Param parça olmuştur
Dünyanın her yerinde,farklı islam modelleri gündeme gelmiştir
Müslümanların arasında bir birlik ve beraberlik yoktur  
Dünyanın neresine giderseniz gidin
İslam ve islami yaşantı,birbirlerinden farklı versiyonlardadır
Bu durum,Siyonizm'in dünyadaki,İslamiyeti nasıl parçaladığını
Nasıl aslından saptırdığını,gözler önüne sermektedir
Siyonizm ile,kendi ürettiği
İslam dışı,ama islam gibi görünen sistemler ile
Ve yine kendisinin eğittiği 
elemanlar ile 

Dünyadaki,mezhep,cemaat ve tarikatlere sızarak
Cemaat ve tarikatler eliylede
Müslümanlar arasında yeni mezhep,cemaat,tarikat,parti
Ve fırkaların kurulmasına zemin hazırlayarak
İslamın ve müslümanların sürekli bölünmesine
Birbirleriyle çatışmalarına sebep oluşturmaktadır " demektedir

Endonezyalı Dr.Supriani Ridwan Iqbal
Hilafetin istenildiği zaman,istenildiği ülkede,anında kurulabilecek 
Bir sistem olmadığını
İslamiyetin 23 yıllık bir süreç içinde tamamlandığını
Osmanlının yıkılışı ile birlikte hilafetinde yıkıldığını
Yeniden kurulmasınında,kısa bir zamanda olamayacağını
Yeniden kurulacak bir hilafetin ise
Yıkıldığı yerden ayağa kalkabileceğini
Bu hilafet deneyiminin en güzel şekline  
Artık,Osmanlı dışında bir devletin sahip olamayacağını
Dünyadaki tüm müslüman ülkelerin,bir araya gelerek
Ortak görüşle benimseyebilecekleri,itaat edebilecekleri
Bir hilafet sisteminin kurulabilmesi için
Bilimsel ve teknolojik
Siyasi,ekonomik ve askeri yönden
Osmanlı gibi güçlü bir devletin,yeniden kurulmasıyla
Mümkün olabileceğini,belirtiyor
Endonezya veya dünyanın herhangi bir ülkesinde
Osmanlı referans alınmadan  
Hilafetin kurulabileceği fikrinin yanlış olduğunu
Hilafetin özünde,bir krallık veya imparatorluk olmadığını
Ancak,hilafetin Peygamberimizden ve dört halife döneminden sonra
En güçlü,adaletli ve güzel örneğini 
Osmanlı İmparatorluğunun kurduğunu
Fakat,hilafet veya islamın ne olursa olsun
Peygamberimizin dönemindeki gibi yaşanmasının
Bir daha mümkün olamayacağının,bilinmesi gerektiğini
Kuran-ı Kerim ayetlerinin aslının değişmeyeceğini
Ancak,yazılı olduğu şekil ile zamana göre,uygulamalardaki yorumların
Her zaman farklı olduğunu ve mutlak böyle olmaya devam edeceğinin
Bir kural olarak benimsenmesi gerektiğini  
Hizbut Tahririn,hilafet kavramında
( Peygamberimizin liderliğindeki insanlarla )
Denilerek,Bazı hilafetçilerin dediği gibi
Halifenin Peygamber soyundan olması ilkesinin,ima edildiğini
Ancak,Peygamberimizin soyundan olup,yolundan olmayanların
Mevcut olup,islamiyete ve müslümanlara zarar verdiği bilindiğinden
Halifenin,Peygamberimizin soyundan değil,yolundan olmasının
Akla ve mantığa daha uygun olduğunu,belirtiyor
Endonezya halkının,hizbut tahrinin hilafet fikrini değerlendirirken
Hilafetin,bütün islam ülkelerini her türlü saldırı ve sömürüden 
Koruma görevi olduğunu
Endonezyanın küçük bir devlet olduğunu
Yeri geldiğinde kendini koruyacak gücü olmadığını
Çin,Amerika veya Rusya gibi,her yönden,büyük bir devlet olmadığının
Bütün islam ülkelerini koruyacak gücü olmadığının
Bilinmesi gerektiğini
Endonezyada bu yüzden hilafetin şu anlık kurulmasının
Akıl ve mantık dışı olduğunu 
Böyle güçlü bir müslüman devlet profilinin
Osmanlı ve onun bakiyesinde ( Türkiye ) var olduğunu,belirtiyor
Dr.Supriani Ridwan Iqbal,Endonezce ve Türkçe olarak,şunları yazıyor

Kekhalifahan adalah milik kita.
Kita adalah Negara Ottoman.
Kekhalifahan adalah milik Negara Ottoman.
Indonesia tidak dapat mendirikan Kekhalifahan.

 

Halifelik bizim.Biz Osmanlı Devletiyiz
Halifelik Osmanlı Devletine aittir
Endonezya Halifeliği kuramaz

Dr.Supriani Ridwan Iqbal
Endonezyadaki Hilafet yanlılarının yazıları  
Ve kendi yazısını ve Türkçe çevirisini
Aşağıdaki gibi özetliyor


KEKHALİFAHAN  DAN  INDONESİA DAN OTTOMAN


Muslim sekarang  terbecah belah menjadi  banyak golongan/sekte,tiap golongan  membawa  missi  dan kepentingan
sendiri sendiri  padalah Allah mevajibkan  umat  muslim di seluruh dunia untuk bersatu
Karna umat islam di seluruh  dunia  tidak bersatu islam menjadi lemah dan umat di  tindas  di mana mana.
Jadi mari kita bersatu  dalam system islam, dulu pada waktu jamannya para nabi umat di pimpin para nabi ,setelah  setelahnya   yaitu khaliafah  jadi mari  kita bersatu dalam system  kekhilafan .
Bersatu itu tidak menunggnu adanya  teknologi  dan waktu  tapi adanya  keniatan .
Kekhalifah itu beda  dengan  kekaisaran .
Shabat  nabi Muhammad  yang di siksa dulu ketika islam masih dalam kondisi  lemah  yang paling terkenal  itu adalah shabat bilal bin raba seorang  muadzin.
Khilafah itu bukan kekaisaran,khilafah itu sitem islam sedangkan kekaisaran  sistem buatan  manusia  
Sistem kekhalifahan sudah di maklumatkan/di kumandang di indonesia .
Dulu Rasulullah Muhammad membangun  perdaban  islam apa nunggu  dulu . Coba baca sejarah nabi
Khilafah adalah kerajaan Islam berdasarkan aturan Islam
Segala sesuatu berdasarkan Al-Qur'an dan selalu berjihad
Khilafah penerapan hukum Islam di suatu wilayah
Kekhalifahan didirikan di Indonesia, tetapi didirikan sebelum waktunya.
Khalifah adalah pemimpin semua Muslim.
Indonesia bukan negara yang kuat.
Darah umat Islam mengalir di seluruh dunia.
Kekhalifahan di Indonesia tidak memiliki kekuatan untuk menghentikannya.
Dia tidak bisa melakukan tugas kekhalifahannya.

Kekhalifahan adalah milik kita.

Kita adalah Negara Ottoman.
Kekhalifahan adalah milik Negara Ottoman.
Indonesia tidak dapat mendirikan Kekhalifahan.

Segera bentuk kekhalifahan sebelum ajal datang atau anda bisa bergabung dengan kekhalifahan kami.
Umat islam itu wajib bersatu dalam satu kepemimpinan.
Khilafah penerapan hukum Islam di suatu wilayah
Kekhalifahan didirikan di Indonesia, tetapi didirikan sebelum waktunya.
Khalifah adalah pemimpin semua Muslim.
Indonesia bukan negara yang kuat.
Darah umat Islam mengalir di seluruh dunia.
Kekhalifahan di Indonesia tidak memiliki kekuatan untuk menghentikannya.
Dia tidak bisa melakukan tugas kekhalifahannya.
 
Kekhalifahan adalah milik kita.
Kita adalah Negara Ottoman.
Kekhalifahan adalah milik Negara Ottoman.

Indonesia tidak dapat mendirikan Kekhalifahan.
Segera bentuk kekhalifahan sebelum ajal datang atau anda bisa bergabung dengan kekhalifahan kami.
Umat islam itu wajib bersatu dalam satu kepemimpinan


Kekhalifahan didirikan di Indonesia, tetapi didirikan sebelum waktunya.
Khalifah adalah pemimpin semua Muslim.
Indonesia bukan negara yang kuat.
Darah umat Islam mengalir di seluruh dunia.
Kekhalifahan di Indonesia tidak memiliki kekuatan untuk menghentikannya.
Dia tidak bisa melakukan tugas kekhalifahannya.

Darah Muslim mengalir di dunia, apa peran kekhalifahan di Indonesia, apa yang diklaim umat Islam untuk menghentikan aliran darah, apakah pasukan khalifah adalah pasukan khalifah yang tidak dapat melindungi Islam
Apakah semua Muslim di Indonesia menerima khalifah
Apakah negara dan tentara Indonesia menerima khalifah
Mengapa Anda memilih khalifah tanpa menerima muslim umum
Apakah akan ada kekhalifahan seperti itu
Negara harus membentuk kekhalifahan 
Kekhalifahan non-negara matiu



HİLAFET VE ENDONEZYA VE OSMANLI


Müslümanlar artık birçok gruba / mezhebe ayrılıyor.
Her grup misyon ve menfaat taşıyor

Tanrı dünyadaki Müslümanların birleşmesini gerektirse deDünyadaki Müslümanlar birleşmediği için
İslam zayıftır ve insanlar her yerde ezilmektedir.

Öyleyse İslam sisteminde birleşelim, önce peygamberlerin liderliğindeki insanların peygamberleri zamanında, daha sonra hilafet, yani hata sisteminde birleşelim.
United, teknoloji ve zamanı beklemiyor, ama bir varlık duygusu var.
Halifelik imparatorluktan farklıydı.
İslam hala zayıf bir durumda iken ilk defa işkence gören peygamber Muhammed'in shabat'ı en ünlüsü Shabat bilal bin raba a muezzin idi.
Khilafah bir imparatorluk değil, bir İslam sistemi
İmparatorluk ise insan yapımı bir sistem

Halifelik sistemi Endonezya'da ilan edilmiş / yankılanmıştır.
Geçmişte Resulullah Muhammed İslam medeniyetini inşa etti ve bekledi. Peygamberimizin tarihini okumaya çalışın
Khilafah İslami kurallara dayanan bir İslam krallığıdır
Her şey Kuran'a dayanır ve her zaman çabalar
Khilafah bir bölgede İslam hukukunun uygulanması

Dünyada Müslüman kanı akıyor, Endonezya'da halifeliğin rolü nedir
Müslümanlar kan akışını durdurduğunu iddia ediyorlar, halifenin ordusu İslam'ı koruyamayan bir halife ordusu mu

Endonezya'daki tüm Müslümanlar halifeyi kabul ediyor mu
Endonezya devleti ve ordusu halifeyi kabul etti mi
Neden halifeyi genel bir Müslüman kabul etmeden seçtiniz
Böyle bir halifelik olacak mı
Devlet halifeliği kurmalı,devlet dışı hilafet ölür

Halifelik Endonezya'da kuruldu, ancak erken kuruldu.
Halife tüm Müslümanların lideridir.
Endonezya güçlü bir ülke değil.
Müslümanların kanı tüm dünyaya akıyor.
Endonezya'daki Halifelik onu durduracak güce sahip değildi.
Halifeliğini yapamadı.
Halifelik bizim.
Biz Osmanlı Devletiyiz.
Halifelik Osmanlı Devletine aittir.
Endonezya Halifeliği kuramaz.
Ölüm gelmeden hemen önce halifeliği oluşturun veya halifeliğimize katılabilirsiniz.
Müslümanlar tek bir liderde birleşmelidir.
Khilafah bir bölgede İslam hukukunun uygulanmasıdır.
Halifelik Endonezya'da kuruldu, ancak erken kuruldu.
Halife tüm Müslümanların lideridir.
Endonezya güçlü bir ülke değil.
Müslümanların kanı tüm dünyaya akıyor.
Endonezya'daki Halifelik onu durduracak güce sahip değildi.
Halifeliğini yapamadı.
Halifelik bizim.
Biz Osmanlı Devletiyiz.
Halifelik Osmanlı Devletine aittir.
Endonezya Halifeliği kuramaz.
Ölüm gelmeden hemen önce halifeliği oluşturun veya halifeliğimize katılabilirsiniz.
Müslümanlar tek bir liderde birleşmelidir.


Yukarıdaki Endonezyadaki hilafetçilerin
Ve Dr.Supriani Ridwan Iqbal'in özet yazısını okudunuz
Bizlerde diyoruzki
Endonezya'daki hilafet fikrinin kaynağının
Genel olarak,Hizbut Tahrir'e dayandığı için
Hakiki İslam ve Osmanlıdaki gerçek hilafet sistemi ile
İlgisinin bulunmadığı için
Ve Siyonizm'in islamiyeti yıkmak için
Ürettiği plan ve projelerin uygulanmasına
Olanak sağlayabileceği için
İslam ülkeleri arasında,çatışmalara neden olabileceği için
İlerideki yıllarda,bu Endonezyadaki siyonist kaynaklı hilafet fikrinin
Endonezya devletine ait bir sistem haline geldiğinde 
Bunun,siyonizm tarafından
Türkiye ile Endonezya arasında da bir düşmanlığa 
Dönüştürülmesinin mümkün olabileceğini
Bu Endonezyadaki Hizbut Tahririn Hilafet fikrinin
Her ülkeye sirayet etmesiyle birlikte
Dünyadaki tüm müslüman ülkeleri arasındada
Bir bölünme ve çatışmanın planlandığını,düşünmekteyiz 



ENDONEZYA VE HİLAFET İLE SİYONİZM

FORUM ALATURKA İSLAM 

MURAT SELAHATTİN AYDOĞMUŞ



 

HİZBUT TAHRİR VE HİLAFET 

https://www.timeturk.com/tr/2013/06/03/hizbut-tahrir-120-bin-musluman-ile-hilafet-istedi.html

03 - 06 - 2013

Hizb-ut Tahrir Endonezya'da 120 bin kişilik Hilafet Konferansı Gerçekleştirdi. Jakarta şehrinin 100 bin kapasiteli Gelora Bung Karno stadında toplanan 120 bin Müslüman 'Hilafet'in Geleceğinin Küresel İşaretleri' başlığında gerçekleştirilen konferansta Hilafet talep ettiler.

Hizb-ut Tahrir 120 bin Kişi İle Hilafet'in yaklaştığını haber verdi

28 Recep Hilafet'in kaldırılışının Hicri yıldönümü sebebi ile her yıl çeşitli ülkelerde faaliyetler gerçekleştiren Hizb-ut Tahrir bu yıl Hilafet'in kaldırılmasının H.89 yıldönümü sebebi ile mayıs ayında Endonezya'da 31 farklı konferans gerçekleştirdi. Serinin son halkası 02 Haziran Pazar günü Jakarta'da ki 120 bin kişilik konferans oldu.

Dünyanın bir çok ülkesinden temsilcilerin konuşmacı olarak katıldığı konferans yaklaşık 5 saat sürdü. Konferans'ta Hizb-ut Tahrir Endonezya Medya Ofisi Başkanı İsmail Yusanto ve Hizb-ut Tahrir Merkezi Medya Bürosu Başkanı Osman Bahaş ile birlikte, Türkiye'den Suriye'den, Lübnan'dan, Yemen'den, Mısır'dan, Tunus'tan, Pakistan'dan, Hindistan'dan, Malezya'dan, Japonya'dan, İngiltere'den, Hollanda'dan ve Avustralya'dan temsilciler katıldı. Ayrıca Mısırdan Ezher Ulemasından olan Şeyh Hassan el-Guneiny konferansta bir konuşma yaptı.Türkiye'den Konferansa katılan ve aynı zamanda Köklü Değişim Dergisi Yazarı olan Mahmut Kar, konuşmasında Türkiye'deki Müslümanlar selamlarını getirdiğini söyledi. Konuşmasında yoğunlukla Hilafet'in kaldırılmasında, Filistin topraklarının işgal edilmesinden sonra İsrail'in tanınmasında ve şu an Demokratik İslam, Ilımlı İslam gibi fikirlerin İslam beldelerine yayılması konusunda etkinliği ile ön plana çıkan Türkiye Devletine yüklenen Mahmut KAR, Türkiye üzerinden ABD'nin yaymaya çalıştığı Demokratik İslam düşüncesinin artık tutmayacağını, çünkü İslam dünyasında başlayan devrim ve uyanış hareketinin buna izin vermeyeceğini söyledi.
Demokrasiye evrensel değer olarak çağrıda bulunan Başbakan Erdoğan'a da seslenen Mahmut KAR "hangi evrensel değer. Evrensel değer İslam'dır. Bu stad taki 100 binler bunun kanıtıdır. Başbakan Erdoğan evrensel değer görmek istiyorsa bu stada bakmalıdır" dedi.
Konferansa katılan diğer konuşmacılar konuşmalarında ABD ve Batıya Hilafet'in vaktinin yaklaştığını haber verdiler. Şeyh Ata ibnu Halil Ebu Raşta liderliğinde Hizb-ut Tahrir'in öncülüğünde artık Hilafet'in kurulmasının çok yakın olduğu vurgusu yapıldı.Konferansta Müslümanların vahdetini sağlayacak Hilafet'in kurulması anlatan temsili tiyatro gösterileri yapıldı.

Son bölümde yapılan dua ile Konferansa katılan tüm Müslümanlar ağlayarak dualara amin dediler. Dua boyunca ve sonrasında katılımcı konuşmacılarında yoğun duygular yaşadıkları ve ağladıkları gözlendi.
Hizb-ut Tahrir'in Endonezya'da gerçekleştirdiği Hilafet Konferansına El-Cezire ve bir çok medya organı yoğun ilgi gösterdi.

 


ENDONEZYA VE HİLAFET 

13 - 18 - 2007

http://www.hurriyet.com.tr/dunya/olimpik-hilafet-7074665

Aşırı dinci Hizb-ut Tahrir örgütü, Endonezya’da "Uluslararası Hilafet Konferansı" düzenledi. İki hafta önce Asya Kupası finaline evsahipliği yapan olimpik Bung Karno Stadyumu’nu dolduran 90 bin kişi, normalde sloganların çınladığı tribünlerde tekbir getirerek hilafetin yeniden kurulmasını istedi.

Dünyanın en kalabalık Müslüman nüfusuna evsahipliği yapan ülkesi Endonezya, milyonlarca üyesi bulunan Hizb-ut Tahrir örgütünün dün düzenlediği "Uluslararası Hilafet Konferansı"na sahne oldu. Türkiye dahil birçok ülkede yasadışı sayılan, özellikle Orta Asya cumhuriyetleri ile bazı Arap ülkelerinde yasaklı olan Sünni örgütün çoğu kadın 90 bin yandaşı, başkent Cakarta’daki Bung Karno Stadyumu’nu doldurdu. "Konferans" için, Avrupa, Afrika ve Ortadoğu’da yaşayan örgüt yandaşları da Endonezya’ya akın etti.

100 bin kişiyi aşkın kapasitesiyle dünyanın en büyük 10. stadyumu olan dev komplekste harem-selamlık düzeniyle oturan kalabalık, konferansa katılan konuşmacıların sözlerini sık sık "Allahü Ekber" nidalarıyla kesti. Konuşmacılar, Türkiye Cumhuriyeti’nin 1924’te kaldırdığı hilafetin dünya çapında tüm Müslümanları tek bir bayrak altında birleştirecek şekilde geri getirilmesi gerektiğini iddia ettiler. İslam Devleti’nin kurulması gerektiğini söyleyen Hizb-ut Tahrir İngilizce kolu temsilcisi Salim Frederick, "Bu mesajı doğudan batıya tüm dünyaya iletmeliyiz ki kıyamet günü alnımız ak olsun" dedi.

GİZLİ GÜNDEM YOKMUŞ

Konferansa üç çocuğu ve kocasıyla gelen lise öğretmeni Erni Tri, "Hizb-ut Tahrir İslami olmayan kültürlere karşı katı ve tavizsiz. Allah sevgisiyle yönetiliyor ve oy yahut güç toplamak için gizli bir ajandası yok" dedi.

Stada gelenler, konuşmaların yanısıra, konser ve ilahileri de dinlediler. Konferans olaysız tamamlanırken, Japon Müslüman Birliği temsilcisi Hassan Ko Nakata, Endonezya’da Müslümanlara yönelik ifade özgürlüğünün diğer ülkelere göre lüks sayılabilecek ölçüde geniş olduğunu belirtti.

Konferansa İngiltere’den katılan kilit konuşmacılar İmran Vahid ile Avustralya’dan gelen Şeyh İsmail el Vahvah’ın ülkeye varır varmaz sınırdışı edilmeleri ise örgüt yöneticilerinin tepkisini çekti. Hizb-ut Tahrir yetkilisi İsmail Yusanto, hükümeti "paranoyak" davranmakla suçladı ve "İfade özgürlüğü hakkımız yara aldı" dedi. Beş katılımcı daha konuşmacı listesinden son anda çıkarıldı. Hizb-ut Tahrir mitingleri genelde olaysız geçse de, son dönemde Endonezya’da düzenlenen gösterilerde zaman zaman güvenlik güçleriyle çatışmalar yaşanıyor.

Karases gibi

HİZB-ut Tahrir’in "stadyumda hilafet konferansı," birkaç yıl öncesine kadar Türkiye’nin başını ağrıtan Almanya merkezli Kaplancıları hatırlattı. Cemalettin Kaplan’ın kurduğu Anadolu Federe İslam Devleti, Köln’de kiralanan bir spor salonunda tahta tüfeklerle donanmış 5 bin kişilik Hilafet Ordusu ile "tatbikat" yapmıştı. Anıtkabir’e uçakla saldırı düzenlemeyi planlayan "Karases" lakaplı sözde halife Metin Kaplan, 2004 yılında Almanya tarafından sınırdışı edilmiş ve Türkiye’de ömür boyu hapis cezasına çarptırılmıştı. Kaplancıların Hizb-ut Tahrir’den farkı, laik düzeni zorla değiştirmeyi açıkça dile getirmeleri ve Hilafet Devleti’ni Anadolu ile sınırlamalarıydı.

Hedef : Dünya İslam devleti

HİZB-UT Tahrir (Özgürlük Partisi), babası bir Osmanlı kadısı olan Filistinli fıkıhçı Takıyiddin en Nabhani tarafından 1950’lerde kuruldu. Ortadoğu’dan, Avrupa ve Güneydoğu Asya’ya yayılan örgüt, tüm dünya Müslümanlarını birleştirecek bir İslam devleti kurmayı amaçlıyor. Kur’an ve şeriata dayalı bir düzen isteyen Hizb-ut Tahrir, bu amaca ulaşmak için şiddet kullanmayı reddetse de, uzmanlara göre aslında El Kaide gibi "cihatçı" örgütlere çok yakın. Londra merkezli örgütün, "takıye" yaptığına dair ciddi şüpheler var.

Başkent İstanbul merkez Topkapı

İstanbul’un Fatih ilçesinde iki yıl önce Atatürk ve devrimlerine açıkça hakaret edilen gösteriyi düzenleyerek gündeme gelen Hizb-ut Tahrir, Türkiye’yi "İslam devletinin bir vilayeti" olarak tanımlıyor. Hilafet geri geldiğinde İslam Devleti’nin başkentinin İstanbul, merkezinin Topkapı olacağını savunan örgütün Türkiye sözcüsü Yılmaz Çelik, "İktidara geldiğimizde heykelleri yıkacağız. Orduyu ele geçirip tek kurşun atmadan İslam devletini kuracağız. Cihat bundan sonra başlayacak" demişti.

HİZBUT TAHRİR  VE KADİR MISIROĞLU
http://kadirmisiroglu.com/hizb-ut-tahrir-nedir-ve-davasi-hakkinda-ne-dusunuyorsunuz.html


HİZBUT TAHRİR WİKİPEDİA 
Hizb ut-Tahrir (
Arapçaحزب التحرير Kurtuluş Partisi), tüm Müslümanları birleştirerek şeriat kurallarıyla yönetilecek İslami hilafet devleti kurmayı amaçlayan uluslararası bir pan-İslamcıköktendinci siyasi örgüt.[1][2] 1953'te Filistinli İslam alimi Takiyyuddin en Nebhani tarafından Kudüs'te kurulmuştur.[3]

Hizb ut-Tahrir Anayasası İslam'dan dönenlerin ve İslam'ı eleştirenlerin öldürülmesi,[4] İsrail'in yok edilmesi ve Hinduların Keşmir'den zorla çıkarılması çağrısında bulunur;[5] Orta Doğu'nun çoğu ülkesinde yasaktır fakat Amerika Birleşik Devletleri ve Avustralya'da aktif olduğu gibi birkaç Batı Avrupa ülkesinde de aktiftir.[6] Örgüt, terör eylemlerinde bulunmak veya terör faaliyetlerine yardım etmekle suçlanıyor.[3] Pek çok ülkede yasa dışı bir terör örgütü olduğu gerekçesiyle yasaklanmıştır.Selefilik inancı taşır
Selefilik inancı,Hanbeli'den kopmadır ve Selefilik,Vehhabiliğin kamufle halidir

SELEFİYE MEZHEBİ
http://www.dinimizislam.com/detay.asp?Aid=1659

Selefiyecilik, vehhabiliğin kamufle adıdır. Vehhabiler, bu isim altında kendilerini gizliyorlar. Hatta kendilerine hakiki ehl-i sünnet anlamında Ehl-i sünneti hassa diyorlar.

Selef, önceki demektir. Istılahta Sahabe ve Tabiine Selef veya selef-i salihin denir. Selef-i salihinin yolunda bulunan müslümanlara (Ehl-i sünnet) denir. Ehl-i sünnet olmayıp, Ehl-i sünnet âlimlerinin nasslarda açık bildirilmemiş olan ahkamdaki ictihadlarını beğenmeyen ve bu manası açıkça anlaşılamayan nassları yanlış tevil ederek, anladıklarını Selef-i salihinin yolu olarak savunan sapıklara Selefiye denir. Selefin mezhebi vardır, selefiye mezhebi diye bir şey yoktur. Selefin mezhebi ise ehl-i sünnet vel cemaattir.

Ehl-i sünnet itikadından ayrılan bazı din adamları Selefiye adını verdikleri sapık bir yol tutmuşlardır.
Bunun itikadda mezhep olduğunu söyleyip, kitaplarında yazmışlardır. Halbuki İslamiyet’te Selefiye mezhebi diye bir şey yoktur. Ehl-i sünnet âlimleri böyle bir şey bildirmemişler ve kitaplarında asla yazmamışlardır.

İslamiyet’te Selef-i salihin mezhebi, yani Ehl-i sünnet mezhebi vardır. Selef-i salihin; hadis-i şerif ile methedilen, övülen ilk iki asrın müslümanlarıdır. Yani Selef-i salihin, Eshab-ı kiram ve Tabiine verilen isimdir. Bu şerefli insanların itikadına Ehl-i sünnet vel-cemaat mezhebi denir. Bu mezhep, iman, inanç mezhebidir. Eshab-ı kiramın ve Tabiin-i i'zamın imanları hep aynı idi, inançları arasında hiçbir fark yoktu.

İmam-ı Gazali hazretleri İlcam-ül-avam kitabında; "Bu kitapta itikad fırkalarından Selef mezhebinin hak olduğunu bildireceğim. Bu mezhepten ayrılanların bid’at sahibi olduklarını anlatacağım. Selef mezhebi demek, Eshabın ve Tabiinin itikadları demektir..." buyurarak Selef mezhebi demenin, Ehl-i sünnet vel-cemaat mezhebi demek olduğunu açıkça bildirmiştir.

Mısır'daki Ezher Üniversitesinden mezun üstad ibni Halife Alivi Akıdet-üs-selefi vel-halef adlı kitabında şöyle yazmıştır:
"Ebu Zehra Tarih-ül-mezahib-ül islamiyye kitabında yazdığı gibi, hicretin dördüncü asrında, Hanbeli mezhebinden ayrılan bazı kimseler, kendilerine Selefiyin ismini verdiler. Hanbeli mezhebi âlimlerinden Ebu'l-Ferec ibni Cevzi ve diğer âlimler bu selefilerin, Selef-i salihinin yolunda olmadıklarını, bid’at ehli, mücessime fırkasından olduklarını bildirerek, bu fitnenin yayılmasını önlediler. Daha sonra yedinci asırda, ibni Teymiye el-Harrani bu fitneyi tekrar alevlendirdi. Kendilerine Selefiye ismini takanlar, ibni Teymiye’yi kendilerine imam bildiler.”

İbni Teymiye, Hanbeli mezhebinde olarak yetişti. Yani Ehl-i sünnet idi. Fakat sonradan kendi aklına uyarak, sapık görüşler ortaya attı. Ehl-i sünnet itikadından ve dolayısı ile Hanbeli mezhebinden ayrılıp uzaklaştı.

Kendi başına ayrı bir yol tutup, tuttuğu bu sapık yolda sürüklenip gitti. Kendine tâbi olanları da saptırdı. Ona tâbi olanlar onun bu yoluna selefiye dediler. Bu hususu derinlemesine araştırıp, incelememiş ve kaynakları iyi anlayamamış olan bazıları Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarındaki "Selef” ve "Selef-i salihin" ifadelerini değiştirerek, Selefiye şeklinde nakletmişler ve yazmışlardır. İtikadda Selefiye diye bir mezhep yoktur. Peygamber efendimizin hadis-i şerifte fırka-i naciyye, kurtuluş fırkası olarak bildirdiği tek bir itikad mezhebi vardır. O da Ehl-i sünnet vel-cemaat mezhebidir, imam-ı Matüridi ve imam-ı Eşari bu mezhepte iki itikad imamıdır ve bu mezhebi yaymışlardır.

İmam-ı Matüridi ve imam-ı Eşari hazretleri ayrı bir mezhep kurmamışlar, Eshab-ı kiramın, Tabiinin, dört mezhep imamının ve sonra Ehl-i sünnet âlimlerinin nakil ve tevatür yolu ile bildirdikleri iman ve itikad bilgilerini açıklamışlar, anlaşılmasını kolaylaştırmak için kısımlara bölmüşler ve herkesin anlayabileceği şekilde yaymışlardır. Bunlardan imam-ı Eşari, imam-ı Şafi hazretlerinin talebe zincirinde bulunmaktadır. İmam-ı Matüridi ise imam-ı a’zam hazretlerinin talebe zincirindedir.

Ehl-i sünnet itikadının açıklamasında bu iki imam meşhur olmuş, yaşadıkları zamanlarda itikadda doğru yoldan ayrılmış sapıkların ve yunan felsefesinin bataklıklarına saplanmış maddecilerin bozuk düşüncelerine karşı Ehl-i sünnet vel-cemaat itikadını izah etmekte, bazı bakımlardan farklı usuller takip etmişlerdir. Daha sonraki asırlarda gelen Ehl-i sünnet âlimleri, bu iki imamın koyduğu usullere uyarak, Ehl-i sünnet itikadını nakletmişlerdir.

Ehl-i sünnetin reisi ise imam-ı a’zam Ebu Hanife hazretleridir. İmam-ı a’zam Ebu Hanife hazretleri, fıkıh bilgilerini toplayarak, kısımlara, kollara ayırdığı ve usuller, metotlar koyduğu gibi, Resulullahın ve Eshab-ı kiramın bildirdiği itikad, iman bilgilerini de topladı ve yüzlerce talebesine bildirdi. Talebesinden, ilm-i kelam, yani iman bilgileri mütehassısları yetişti. Bunlardan imam-ı a’zamın talebesi olan imam-ı Muhammed Şeybani'nin yetiştirdiklerinden, Ebu Bekri Cürcani dünyaca meşhur oldu. Bunun talebesinden de, Ebu Nasır-ı Iyad, kelam ilminde, Ebu Mensur-i Matüridi'yi yetiştirdi. Ebu Mensur, imam-ı a’zamdan gelen kelam bilgilerini kitaplara yazdı. Doğru yoldan sapmış olanlarla mücadele ederek, Ehl-i sünnet itikadını kuvvetlendirdi ve her tarafa yaydı.

İmam-ı Eşari de, imam-ı Şafii'nin talebesi zincirinde bulunmaktadır. Bu iki büyük imam, Eshab-ı kiram, Tabiin ve Tebe-i tabiinin bildirdiği itikad ve iman bilgilerini açıklamışlar, kısımlara bölmüşler, herkesin anlayabileceği bir şekilde yaymışlardır. İmam-ı Eşari ve imam-ı Matüridi hazretleri, hocalarının müşterek mezhebi olan Ehl-i sünnet vel-cemaattan dışarı çıkmamışlar, ayrı bir mezhep kurmamışlardır.

Taşköprüzade şöyle yazmıştır:
"Ehl-i sünnet vel cemaatın kelam ilmindeki reisleri iki zattır. Bunlardan biri Hanefi, diğeri Şafii'dir. Hanefi olanı, Ebu Mensur Matüridi, Şafii olanı ise Ebu'l Hasen el-Eşari'dir."

Bazı kitaplarda, Eşariyye mezhebi, Matüridiyye mezhebi diye yazılı ise de, bu kendi çalışmalarına verilen isimdir, ayrı mezhep değildir. Her ikisi de Ehl-i sünnet itikadını anlatmıştır. Aralarında ictihad farkları vardır. Bu ayrılıklar temelde ayrılık olmadığı için, ikisi de Ehl-i sünnettir.
Zebidi de şöyle demiştir:
"Ehl-i sünnet vel-cemaat ismi geçince, Eşariler ve Matüridiler kastedilir."

İmanda, itikadda tek mezhep vardır
Bu iki imamın ve hocalarının, amelde dört hak mezhep imamlarının ve onlara tâbi olanların; imanda, itikadda tek bir mezhebi vardır. Bu mezhep Ehl-i sünnet vel-cemaat mezhebidir. Çünkü İslamiyet, bütün insanlara yalnız bir tek imanı ve itikadı emretmektedir. Bu imanın esaslarını ve nasıl itikad edileceğini, bizzat Peygamber efendimiz tebliğ etmiştir. İnsanlara, kendilerini ve her şeyi yaratan Allahü teâlâyı haber veren Peygamberimiz, Allahü teâlâya, Onun yarattıklarına ve Onun emir ve yasaklarına imanın nasıl olacağını da bildirmiştir. Muhammed aleyhisselama ve Onun bildirdiklerine, temiz, dürüst ve hakiki bir iman, ancak Onun bildirdiğine tam ve hiç şüphesiz kabul edip inanmakla mümkün olur. Bu hususta çok az, kıl kadar da olsa bir ayrılığın, Ondan ayrılmak olacağı meydandadır. Böyle bir ayrılığa düşenlerin kendilerini haklı çıkarmak için öne sürecekleri dini, siyasi, beşeri, içtimai, fenni v.s. gibi sebeplerin hiçbir kıymeti yoktur. Çünkü İslamiyet her ne suret ve sebeple olursa olsun, imanda ve itikadda ayrılığa asla izin vermemekte, yasaklamaktadır.

Eshab-ı kiramın iman ve itikadda hiçbir ayrılıkları olmadı. Eshabdan olmayanlar ve daha sonraki asırlarda gelenler arasında ise zamanla imanda, itikadda bazı ayrılıklar ortaya çıkarıldı ve bid’at fırkalarının sayısı 72’ye ulaştı. Bu ayrılıkları çıkaranların ve bunların sözlerine inanarak bozuk düşüncelerini benimseyenlerin ileri sürdükleri sebepler çok çeşitli ve herbirine göre farklı olmakla beraber, esas sebepler; "Münafık ve başka dinden olanların çıkardıkları fitneler, Kur’an-ı kerimin müteşabih âyetlerini kendi anlayışlarına göre tevil etmeye kalkışmaları, eski Hind ve Yunan felsefesi ile Mecusi inançlarının İslamiyet’e sokulma çabaları, Eshab-ı kiramın maslahata (huzurun, dirliğin, iyiliğin teminine) ait konulardaki ictihad ayrılıklarını anlayamama ve bunları kendi nefsani arzularına, siyasi maksat ve ihtiraslarına perde veya alet etme, kısa zamanda çok geniş ülkelere yayılan İslamiyet’in henüz yeni müslüman olmuş büyük kitlelerce tam anlaşılmadan birtakım insanların eski din ve inançlarına ait bazı unsurları tamamen terk edememeleri ve bunları İslamiyet’ten sayma yanlışına düşmeleri" şeklinde özetlenebilir.

Ancak, İslam tarihinde görülen 72 sapık fırkanın ortak vasfı; siyasi ve dünyevi menfaat ve saiklerle ortaya çıkmış olmalarına rağmen, hemen hepsi Kur’an-ı kerimdeki muhkem ve bilhassa müteşabih âyet-i kerimeleri kendi akıllarına göre tefsir yoluna gitmişler, böylece felsefe yaparak ve bu âyetleri, iddiaları istikametinde tevil ederek kendilerine Kur’an-ı kerimden deliller bulduklarını ileri sürmüşlerdir.
Mesela, Kur’an-ı kerimde geçen, Allah’ın eli, yüzü vb. sıfatlarını gösteren ifadeleri, kendi düşüncelerine ve konuşma dilindeki manalarıyla kabul ederek, Allahü teâlâyı zatı ve sıfatlarıyla tecsim eden, yani cisim ve insan şeklinde düşünen bu sapık fırkalar, Kur’an-ı kerimin doğru manası olan murad-ı ilahiyi anlayamamışlar, doğrusunu anlatan Ehl-i sünnet âlimlerinin açıklamalarını kabul etmedikleri gibi, ayrıca onlara fikren ve fiilen saldırmışlardır.

İslamiyet’te (Selefiye mezhebi) diye bir şey yoktur
Selef-i salihinin yolunda bulunan müslümanlara (Ehl-i sünnet) denir. Ehl-i sünnet olmayıp, Ehl-i sünnet âlimlerinin nasslarda açık bildirilmemiş olan ahkamdaki ictihadlarını beğenmeyen ve bu manası açıkça anlaşılamayan nassları yanlış tevil ederek, anladıklarını Selef-i salihinin yolu olarak savunan sapıklara Selefiye denir. Bu bid’ati ortaya çıkaranların en meşhuru İbni Teymiye ve vehhabilerdir. Bunlar kendilerinin Eshab-ı kiram yolunda olduğunu savunuyor, Kur’an-ı kerimden ve hadis-i şeriflerden yanlış ve bozuk manalar çıkararak, Ehl-i sünnet olan hakiki müslümanları kötülüyorlar.

Hemen söyleyelim ki, Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında, Selefiye denilen bir isim ve Selefiye Mezhebi diye bir yazı yoktur. Bu isimler mezhepsizler tarafından sonradan uydurulmuş ve cahil din adamları tarafından, mezhepsizlerin kitapları Arabiden Türkçeye tercüme edilirken, Türkler arasında da yayılmaya başlamıştır.
Bunlara göre :
(Eşari ve Matüridi mezhepleri kurulmadan evvel bütün Sünnilerin tâbi oldukları mezhebe Selefiye adı verilmektedir. Bunlar Sahabe ve Tabiinin izinde yürümüşlerdir. Selefiye mezhebi Eshabın, Tabiinin ve Tebe-i tabiinin mezhebidir. Dört büyük imam bu mezhebe mensup idi. Selefiye mezhebini müdafaa için ilk eser, (Fıkh-ul-ekber) ismi ile imam-ı a’zam tarafından yazılmıştır. İmam-ı Gazali, (İlcam-ül avam-anil kelam) eserinde Selefiye mezhebinin esaslarını yedi olarak bildirmektedir. İmam-ı Gazalinin zuhuru ile müteahhirinin ilm-i kelamı başlar. İmam-ı Gazali, önce gelen kelamcıların mezheplerini ve İslam filozoflarının fikirlerini tetkik ettikten sonra, kelam ilminin metotlarında değişiklikler yaptı. Felsefi düşünceleri, red maksadıyla kelama soktu. Razi ve Amidi, kelam ile felsefeyi mecz ederek bir ilim haline koydular. Beydavi ise, kelam ile felsefeyi birbirinden ayrılmaz hâle koydu. Müteahhirinin ilm-i kelamı Selefiye mezhebinin yayılmasına mani oldu. İbni Teymiye ve talebesi İbn-ül-Kayyım-il-cevziyye, Selefiye mezhebini ihyaya çalıştılar. Selefiye mezhebi sonradan ikiye ayrılmıştır: Eski Selefiler, Allah’ın sıfatları ve müteşabih nassları hakkında tafsilata girmemişlerdir. Sonraki Selefiler bunlar hakkında tafsil cihetine ehemmiyet vermişlerdir. İbni Teymiye ve ibni Kayyım Cevziyye gibi sonraki Selefilerde bu hâl açık olarak görülmektedir. Eski ve yeni Selefilerin hepsine birden (Ehl-i sünneti hassa) denir. Ehl-i sünnet kelamcıları bazı nassları tevil etmişlerse de, Selefiye buna muhaliftir. Selefiye, Allah’ın yüzü ve gelmesi, insanların yüzüne ve gelmesine benzemez diyerek müşebbiheden ayrılmıştır) diyorlar.
CEVAP
Eşari 
ve Matüridi mezhepleri sonradan kurulmuş demek doğru değildir. Bu iki büyük imam, Selef-i salihinin bildirdikleri itikad, iman bilgilerini açıklamışlar, kısımlara bölmüşler, herkesin anlayabileceği bir şekilde yaymışlardır. İmam-ı Eşari, imam-ı Şafii’nin talebesi zincirinde bulunmaktadır. İmam-ı Matüridi de, imam-ı a’zam Ebu Hanife’nin talebeleri zincirinin büyük bir halkasıdır.

İmam-ı Eşari ve imam-ı Matüridi, hocalarının itikaddaki müşterek olan mezheplerinden dışarı çıkmamış, mezhep kurmamıştır. Bu ikisinin ve hocalarının ve dört mezhep imamının tek bir itikadı vardır. Bu da Ehl-i sünnet vel cemaat ismi ile meşhur olan itikad mezhebidir. Bu fırkada bulunanların itikadları, inanışları, Eshab-ı kiramın ve Tabiinin ve Tebe-i tabiinin inanışlarıdır. İmam-ı a’zam Ebu Hanife hazretlerinin yazdığı, Fıkh-ul-ekber kitabı, Ehl-i sünnet mezhebini müdafaa etmektedir. Bu kitapta ve imam-ı Gazali hazretlerinin, İlcam-ül-avam-anil-kelam kitabında Selefiye kelimesi yoktur. Bu iki kitap ve Fıkh-ul-ekber kitabının şerhleri arasında Kavl-ül-fasl kitabı, Ehl-i sünnet fırkasını bildirmekte ve bid’at fırkaları ile felsefecilere cevaplar vermektedir.

İmam-ı Gazali hazretleri, İlcam-ül-avam kitabında, (Bu kitapta itikaddaki fırkalardan, Selef mezhebinin hak olduğunu, bildireceğim. Bu mezhepten ayrılanların bid’at sahibi olduklarını anlatacağım. Selef mezhebi demek, Eshabın ve Tabiinin itikadları demektir. Bu mezhebin esasları yedidir) diyor. Görülüyor ki, İlcam kitabı, Selef mezhebinin yedi esasını yazmaktadır. Buna Selefiyenin yedi esası demek, kitabın yazısını değiştirmek ve imam-ı Gazali hazretlerine iftira etmek olmaktadır.

Ehl-i sünnet kitaplarının hepsinde, mesela, çok kıymetli fıkıh kitabı olan, Dürr-ül-muhtar’ın şahidlik kısmında, Selef ve Halef dedikten sonra; (Selef, Eshab-ı kiramın ve Tabiinin ismidir. Bunlara (Selef-i salihin) de denir. Halef de, Selef-i salihinden sonra gelen Ehl-i sünnet âlimlerine denir) yazılıdır.

İmam-ı Gazali ve imam-ı Razi ve tefsir âlimlerinin baş tacı olan imam-ı Beydavi hazretleri, hep Selef-i salihin mezhebinde idiler. Bunların zamanında türeyen bid’at fırkaları, ilmi kelama felsefeyi karıştırdılar. Hatta imanlarının esasını felsefe üzerine kurdular. Milel ve Nihal kitabında bu bozuk fırkaların inançları geniş anlatılmaktadır.

Bu üç imam, bu bozuk fırkalara karşı Ehl-i sünnet itikadını müdafaa ederken ve onların sapık fikirlerini çürütürken, onların felsefelerine de geniş cevaplar verdiler. Bu cevapları, Ehl-i sünnet mezhebine felsefeyi karıştırmak değildir. Bilakis kelam ilmini, kendisine karıştırılan felsefi düşüncelerden temizlemektir. Beydavi’de ve bunun şerhlerinin en kıymetlisi olan Şeyhzade tefsirinde hiçbir felsefi düşünce, hiçbir felsefi metot yoktur. Bu yüce imamlara felsefe yolunda idiler demek, çok çirkin iftiradır.

Ehl-i sünnet âlimlerine bu iftirayı ilk olarak, İbni Teymiye, Vasıta kitabında yazmıştır. İbni Teymiye’nin ve talebesi İbn-ül-Kayyım-ıl-cevziyye’nin Selefiye mezhebini ihyaya çalıştıklarını söylemek ise, hak yolda olanlar ile bâtıl yola sapmış olanların ayrıldığı mühim bir noktadır. Bu iki şahıstan evvel Selefiye mezhebi, hatta Selefiye kelimesi yok idi ki, bu ikisinin ihyaya çalıştığı söylenilebilsin. Bu ikisinden evvel yalnız ve tek hak itikad olarak (Ehl-i sünnet vel-cemaat) ismi verilmiş olan Selef-i salihinin mezhebi vardı. İbni Teymiye, bu hak mezhebi bozmuş, birçok bid’atler meydana çıkarmıştır. Şimdi mezhepsizlerin, dinde reformcuların, kitaplarının, sözlerinin, yanlış düşüncelerinin kaynağı, hep İbni Teymiye’nin bid’atleridir.

Bunlar, kendilerinin hak yolda olduklarına gençleri inandırmak için, korkunç bir hile ortaya çıkardılar. İbni Teymiye’nin bid’atlerini, yanlış fikirlerini haklı göstererek, gençleri onun yoluna sürüklemek için, Selef-i salihine Selefiye ismini verdiler. Selef-i salihinin halefleri olan İslam âlimlerine felsefe ve bid’at lekelerini bulaştırdılar. Bunları, Selefiye dedikleri uydurma isimden ayrılmakla suçladılar. İbni Teymiye’yi Selefiyeyi yeniden canlandıran bir kahraman, bir müctehid olarak ortaya koydular. Halbuki, Selef-i salihinin halefleri olan Ehl-i sünnet âlimleri, zamanımıza kadar, hatta bugün bile, yazdıkları kitaplarında Selef-i salihinin mezhebi olan (Ehl-i sünnet) itikad bilgilerini savunmuşlar, ibni Teymiye’nin, Şevkani’nin ve benzerlerinin Selef-i salihinin yolundan ayrıldıklarını ve müslümanları felakete ve Cehenneme sürüklediklerini bildirmişlerdir. Et-tevessül-ü-bin-Nebi ve bis-Salihin ve Ulema-ül-müslimin vel-muhalifun ve Şifa-üs-sikam ile bunun ön sözü olan Tathirul-füad min-denisil-itikad kitaplarını okuyanlar, yeni Selefiye denilen bu inanışları ortaya çıkaranların, müslümanları felakete götürdüklerini ve İslam dinini içeriden yıkmakta olduklarını çok iyi anlar.

Son günlerde, bazı ağızlardan Selefiye ismi işitilmeye başlandı. Her müslüman şunu iyi bilmelidir ki, İslamiyet’te Selefiye mezhebi diye bir şey yoktur. İslamiyet’te yalnız Selef-i salihin mezhebi vardır. Selef-i salihin, hadis-i şerif ile meth ve sena buyurulmuş olan, ilk iki asrın müslümanlarıdır. Üçüncü ve dördüncü asırlarda gelen İslam âlimlerine Halef-i sadıkin denir. Bu şerefli insanların itikadına, Ehl-i sünnet vel-cemaat mezhebi denir. Bu mezhep, iman, inanış mezhebidir. Selef-i salihinin, yani Eshab-ı kiram ile Tabiin-i izamın imanları hep aynı idi. İnanışları arasında hiç fark yoktu. Şimdi yer yüzünde bulunan müslümanların çoğu, Ehl-i sünnet mezhebindedirler. Yetmişiki sapık bid’at fırkalarının hepsi ikinci asırdan sonra ortaya çıktı. Bunların bir kısmının kurucuları daha önceden yaşamış iseler de, kitaplarının yazılması ve toplu olarak ortaya çıkmaları ve Ehl-i sünnete karşı baş kaldırmaları Tabiin-i izamdan sonra oldu.

Ehl-i sünnet itikadını ortaya koyan Resulullahtır
Ehl-i sünnet itikadını ortaya koyan Resulullahtır. İman bilgilerini Eshab-ı kiram bu kaynaktan aldılar. Tabiin-i izam da bu bilgilerini, Eshab-ı kiramdan öğrendiler. Daha sonra gelenler, bunlardan öğrendiler. Böylece, Ehl-i sünnet bilgileri bizlere nakil ve tevatür yoluyla geldi. Bu bilgiler akıl ile bulunamaz. Akıl bunları değiştiremez. Akıl, bunları anlamaya yardımcı olur. Yani, bunları anlamak, doğruluklarını, kıymetlerini kavramak için akıl lazımdır.

Hadis âlimlerinin hepsi, Ehl-i sünnet itikadında idiler. Amelde dört mezhebin imamları da bu mezhepte idi. İtikadda mezhebimizin iki imamı olan Matüridi ve Eşari de Ehl-i sünnet mezhebinde idi. Bu her iki imam, hep bu mezhebi yaydılar. Sapıklara karşı ve eski yunan felsefesinin bataklıklarına saplanmış olan maddecilere karşı bu tek mezhebi savundular. Bu iki büyük Ehl-i sünnet âliminin zamanları aynı ise de, bulundukları yerler birbirinden ayrı ve karşılarındaki saldırganların düşünüş ve davranışları başka olduğundan, savunma metotları ve tenkitleri birbirinden farklı olmuş ise de, bu hâl, yollarının ayrı olduğunu göstermez. Bunlardan sonra gelen yüzbinlerle derin âlim ve veliler, bu iki yüce imamın kitaplarını inceleyerek ikisinin de, Ehl-i sünnet mezhebinde olduklarını söz birliği ile bildirmişlerdir.

Ehl-i sünnet âlimleri, manaları açık olan nassları, zahirleri üzere almışlardır. Yani, böyle âyet-i kerimelere ve hadis-i şeriflere açık olan manaları vermişler, zaruret olmadıkça böyle nassları (tevil) etmemişler, bu manaları değiştirmemişlerdir. Kendi bilgileri ve görüşleri ile bir değişiklik hiç yapmamışlardır. Sapık fırkalardan olanlar ve mezhepsizler ise, yunan felsefecilerinden ve din düşmanı olan fen taklitçilerinden işittiklerine uyarak, iman bilgilerinde ve ibadetlerde değişiklik yapmaktan çekinmemişlerdir.

İmanda parçalanmak, fırkalara ayrılmak yasaktır
İmanda parçalanma, gruplara ayrılmak kötüdür, asla caiz değildir. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Hidayeti [kurtuluş yolunu] öğrendikten sonra, Peygambere uymayıp, müminlerin yolundan ayrılanı, saptığı yola sürükleriz ve çok fena olan Cehenneme atarız.) [Nisa 115]

(Hepiniz Allah’ın ipine
 sımsıkı sarılınız. [İmanda] Fırkalara bölünmeyiniz.) [Al-i İmran 103]

Peygamber efendimiz de, Müslümanlar arasında imanda ve itikadda ayrılıkların felaket olduğunu bildirerek, meşhur olan bir hadis-i şerifinde, (Yahudiler, 71 fırkaya ayrılmıştı. Bunlardan 70’i Cehenneme gidip, ancak bir fırkası kurtuldu. Hristiyanlar da, 72 fırkaya ayrıldı. 71’i Cehenneme gitti. Benim ümmetim de 73 fırkaya ayrılır. Bunlardan 72’si Cehenneme gider, yalnız bir fırka kurtulur) buyurdu. Eshab-ı kiram, bu bir fırkanın kimler olduğunu sorduğunda; (Cehennemden kurtulan fırka, benim ve Eshabımın gittiği yolda gidenlerdir) buyurdu. (Tirmizi, İbni Mace)

İbni Teymiye’nin sapık fikirleri vehhabilere kaynak oldu
Mezhepsizler kendilerine, Selefiye ismini takmışlar. İbni Teymiye, Selefilerin büyük imamıdır diyorlar. Bu sözleri bir bakımdan doğrudur. Çünkü, ibni Teymiye’den önce (Selefi) ismi yoktu. Selef-i salihin vardı. Bunların itikadları da Ehl-i sünnet mezhebi idi. İbni Teymiye’nin sapık fikirleri vehhabilere ve diğer mezhepsizlere kaynak oldu. İbni Teymiye Hanbeli mezhebinde olarak yetişti. Yani Ehl-i sünnet idi. Fakat ilmi çoğalınca kendi fikirlerini beğenmeye, kendini Ehl-i sünnet âlimlerinden üstün görmeye başladı. İlminin çoğalması, dalaletine, sapıtmasına sebep oldu. Hanbeli olması kalmadı. Çünkü, dört mezhepten birinde olabilmek için, ehl-i sünnet itikadında olmak lazımdır. Ehl-i sünnet itikadında olmayan kimse için Hanbeli mezhebindedir denilemez.

Zamanımızda, ibni Teymiye’yi taklit etmek modası ortaya çıktı. Onun sapık yazılarını savunuyor ve kitaplarını, bilhassa Vasıta kitabını bastırıyorlar. Bu kitap baştan başa onun Kur’an-ı kerime ve hadis-i şeriflere ve icma-ı müslimine uymayan fikirleri ile doludur. Okuyanlar arasında büyük fitne ve bölücülük uyandırmakta, kardeşi kardeşe düşman etmektedir. Hindistan’da bulunan vehhabiler ve başka İslam memleketlerinde, bunların tuzaklarına düşmüş olan cahil din adamları, ibni Teymiye’yi kendilerine bayrak yapmışlar, ona (Büyük müctehid), (Şeyh-ül-İslam) gibi isimler takıyorlar. Onun sapık fikirlerine, bozuk yazılarına din ve iman diye sarılıyorlar. Müslümanları parçalayan, İslamiyet’i içerden yıkan bu feci akıntıyı durdurmak için Ehl-i sünnet âlimlerinin onu red eden, vesikalarla çürüten kıymetli kitaplarını okumalıdır. Bu kıymetli kitaplar arasında, büyük imam, derin âlim Takıyyüddin-üs-Sübki hazretlerinin, Şifa-üs-sikam fi-ziyareti-hayril-enam kitabı, İbni Teymiye’nin bozuk fikirlerini mahvetmekte, fesatlarını yok etmekte, inatçılığını ortaya koymaktadır. Kötü niyetlerinin, bozuk inanışlarının yayılmasını önlemektedir.

Vehhabilerin ve bazı mezhepsizlerin Şeyh-ül-İslam bilip yolundan gittikleri İbni Teymiye hakkında geniş bilgi Mezhep ve Mezhepsizlik maddesinde, Bazı şahıslar hakkında özet bilgi kısmında var.

Yehova Şahitleri ve Selefiyecilerin benzer yönleri
Yehova (Yehve), Yahudilerin milli ilahlarıdır. Yehova dini, önce Russel tarikatı, 1931'de Yehova Şahitleri adını aldı. "İsa'nın dünya krallığı başladı" diyerek, devletlerin sonunun yaklaştığını, tarihler vererek ortaya attılar. Bu tarihler, 1914, 1918, 1925 ve 1975'tir. Tabii hepsi de boşa çıktı.
Öteki Hristiyanlar (İsa üç tanrıdan biridir) derler iken, Yehovacılar için, ilah tek ise de, (İsa, Yehova'nın oğludur) derler. Hazret-i İsa'yı ilahlıktan çıkarmaları diğer Hristiyanları kızdırmıştır. Milliyet ve vatan sevgisini reddederler ve askerlik yapmaya karşıdırlar. Mevcut rejimlere ayaklanmaları, isyanı teşvik ederler.

Yahudilik dışında bütün dinleri düşman bilirler. Yöneticilerin hemen hepsi Yahudi'dir. Yahudi'lerin 19 kitabını bunlar da mukaddes kabul ederler. 144 bin seçkin Yahudi'nin dünyayı yönlendireceğine, Cennetin dünyada olacağına, Hazret-i İsa'nın dünyadaki Cennette krallık kuracağına, Yehovacıların dışında herkesin ölüp bir daha dirilmeyeceğine ve ölen Yehovacıların dirileceğine ve bir daha ölmeyeceğine inanırlar. Her çocuk günahkâr doğar derler.

Müslümanları aldatmak için, Yehova yerine "Allah" ve diğer İslami terimleri kullanırlar. Şık, süslü giyinmiş güzel kızlarla, tatlı, okşayıcı dillerle cahilleri aldatmaya, Hristiyan yapmaya çalışırlar. Ele geçirdikleri adreslere broşür, kitap ve kaset gönderirler. E-maillerle, sitelerle zehir kusarlar.
Bunlar, birçok yönden Selefiyecilere (Necdilere) benzerler.

Bazıları şöyledir:
1- Yehovacılar, "İlk Hristiyanlar gibi, İncillere sarılalım" derler. Selefiyeciler de, "Yalnız Kur'ana sarılalım" derler.

2- 
Yehovacılar da, selefiyeciler de mezhebe, tarikata karşıdırlar. Selefiyeciler, birçok tasavvuf büyüğüne kâfir derler.

3-
 Yehovacılar, ilk Hristiyanların yolunda olduklarını söylerler. Selefiyeciler de aynı mantıkla ilk Müslümanların yolunda olduklarını söylerler. (Selef, ilk Müslümanlar manasına gelir.)

4-
 Yehovacılar Cehennemi inkâr ederler. Selefiyeciler de, pirleri olan İbni Teymiye gibi Cehennem sonsuz değil derler.

5-
 Yehovacılar, Allah insan gibi düşünür diyerek "Tanrının düşüncesi" tabirini kullanırlar. Selefiyeciler de, "Kur'ani düşünce, İslam düşüncesi" gibi tabirler kullanırlar. Halbuki İslamiyet’i bir düşünce olarak kabul etmek küfürdür.

6-
 Yehovacılar da Selefiyeciler de, Allah gökte derler.

7-
 Yehovacılar ruha inanmaz, "Elektriğe benzeyen kişiliksiz bir kuvvet" derler. Bazı selefiyeciler de meleklere, rüzgar, tabiat kuvvetleri derler.

8-
 Yehovacılar, doğum günü kutlamazlar. Doğum günü kutlamasına yaratıklara tapınmak derler. Selefiyeciler de doğum günü olan mevlidi bid’at sayar, Peygambere tapmak derler.

9-
 Yehovacılar, kadere inanmazlar. Selefiyecilerin bir kısmı da kadere inanmaz.

10-
 İncilleri işlerine geldiği gibi yorumlar, Yehovacı olmayanlara kâfir derler. Selefiyeciler de, Kur'anı işlerine geldiği gibi yorumlarlar. Selefiyeci olmayanlara müşrik derler.

İbni Sebe, bir Yahudidir, Hristiyanlığı bozan Pavlos da Yahudi'dir. Selefiyecilerin Yehovacılara benzemeleri tesadüf değildir. Her bozuk fırkanın altında, bir Yahudi veya İngiliz parmağı vardır. Her taşın altında onlar gizlidir.

Selefilik [ Vehhabilik ]
Sual:
 İtikadda tek mezhep, Ehl-i sünnet vel cemaattir. Amelde ise dört hak mezhep vardır. Son zamanlarda, selefiye mezhebi diye bir şey çıkardılar. Selefilik nedir
CEVAP
Eshab-ı kirama, tabiine, tebe-i tabiine selef veya selef-i salihin denir. Bunların yoluna Ehl-i sünnet vel-cemaat denir.

Mezhepsizler, selef kelimesini istismar ediyorlar. (Selefiye mezhebi, selefin yoludur) diyorlar. İmam-ı a’zamın, imam-ı Eşari’nin, imam-ı Matüridi’nin yolu selefin yolu değilmiş gibi bir intiba vermeye çalışıyorlar.

Bazı sapıklar da çıkıp, (Peygamberiyye mezhebi) kursa, buna da bu peygamberin yoludur dese itibar edilir mi? İmam-ı Gazali hazretleri, Eshab-ı kiramın yolu olan Ehl-i sünnet itikadını anlatıp, (İşte selefin mezhebi budur) buyuruyor.

İtikadda mezhep tektir. Çünkü itikadda ayrılık olmaz. İtikadda mezhebimiz Ehl-i sünnet vel-cemaattır. Ehl-i sünnet fırkasının meşhur iki imamı vardır. Birincisi imam-ı eşari, ikincisi imam-ı Matüridi’dir. İkisinin ictihadları arasındaki farklılık temelde değildir. Eğer farklılık temelde olsa idi, biri Ehl-i sünnet itikadından ayrı olsaydı, elbette onun itikadı Ehl-i sünnet kabul edilmezdi.

Amele ait bir mezhepte farklı ictihadlara sahip imamlar olabilir. Mesela imam-ı a'zam ile imam-ı Ebu Yusuf’un ictihadı farklı olabilir. Farklı olması, rahmet olup Hanefi mezhebine aykırı olmaz. İmam-ı Eşari ile imam-ı Matüridi arasında iman konusunda temelde ayrılık yoktur. Hatta biri Hanefilerin, diğeri Şafiilerin imamı demek de doğru değildir. İkisi de ehl-i sünnetin imamlarıdır.

İmam-ı Rabbani ve imam-ı Matüridi, Hanefi mezhebine göre amel ettikleri için itikadda Hanefi imamları olarak bilinmektedir. Ebul Hasen-i Eşari de Şafii’ye göre amel ettiği için itikadda Şafii imamı olarak tanınmaktadır. Bir şafii, imam-ı Matüridi gibi inansa veya bir hanefi, imam-ı Eşari gibi inansa Ehl-i sünnet olmaktan çıkmaz. Fakat bir kimse, amele ait bir hükümde ihtiyaçsız kendi mezhebini bırakıp, başka bir mezhebin hükmü ile amel etse mezhepsiz olur. (Hulasat-üt-tahkik)

Hiçbir İslam âlimi, selefiye mezhebi diye bir mezhepten bahsetmemiştir. İbni Teymiyeciler, selefiyiz diyorlar. Selefilik, vehhabiliğin kamufle adıdır. Bazı selefi yazarlar, itikadda hak olan mezhebi üçe ayırıyorlar. Halbuki Tirmizi’nin bildirdiği hadis-i şerifte (Ümmetim 73 fırkaya ayrılacak, yetmiş ikisi Cehenneme gidecektir) buyurulurken, üç fırkaya fırka-i naciyye denir mi, itikadda üç tane hak mezhep olur mu? Fırka-i naciyye denilen kurtuluş fırkası bir tanedir. O da Ehl-i sünnet-vel-cemaattir. Hadis-i şerifle de bildirildiği gibi, diğerleri Cehenneme gidecektir. (Hadika)

İtikadda ve amelde mezhep
Sual:
 İtikatta ve amelde kaç hak mezhep vardır?
CEVAP
İtikatta hak fırka tektir. O da, Ehl-i sünnet vel cemaat fırkasıdır. Bu fırka, amelde, dört hak mezhebe ayrılmıştır. Bunlar, Hanefi, Şafii, Maliki ve Hanbeli’dir. Her mezhebin içinde müctehidler vardır. Mesela Hanefi mezhebinde, İmam-ı Ebu Yusuf ve İmam-ı Muhammed, İmam-ı Züfer gibi. Bunlar Hanefi mezhebinin üsul ve kaidelerine aykırı olmadan farklı ictihadlarda bulundukları için, Hanefi’den farklı bir mezhep sayılmamıştır.

Ehl-i sünnetin iki itikat imamı olan İmam-ı Matüridi ve İmam-ı Eş’ari de, Ehl-i sünnete aykırı olmayan farklı bazı ictihadlarda bulunmuşlardır. Bu farklı ictihadları Ehl-i sünnet itikadını zedelemez.

Mezhepsizler itikatta mezhebi üçe ayırıp, yani Matüridi ve Eş’ari diye ayırıp bir de selefiyye diye bir şey çıkarmışlardır. Bu selefiyyenin adından başka, selefi salihin ile hiçbir ilgisi yoktur. Vehhabiler kendilerini bu isim altında gizlemektedirler.

Tevhid ehli
Sual:
 Bazıları, kendileri için, tevhid ehli diyorlar. Her Müslüman tevhid ehli değil mi?
CEVAP
Elbette, her Müslüman tevhid ehlidir. Öyle söyleyenler, kendilerine selefi diyen kimselerdir. Selefilik, Vehhabiliğin kamufle edilmiş halidir. Bunlar, kendilerinden olmayana müşrik derler

Selefilik nerede yaygındır
Suudi Arabistan,Kuveyt,BAE,Katar,Irak,Umman,Bahreyn,İran ( Basra Körfezi )
İslam adı altında faaliyet gösteren,bazı terör örgütleri Selefi inancındadır