https://istanbul-fatih34.tr.gg

FAİZ VE TOPLUM


FAİZ VE TOPLUM 

FORUM ALACAKARANLIK İSTANBUL 

MURAT YILMAZ SALİHOĞULLARI 
İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi 

Forumda " Faiz ve İslam " konulu yazıyı okudum
Bu konuya ait,bir kaç spesifik eklemek istiyorum
Dinimize göre faiz almak ve vermek,elbette haram'dır 
Ancak,faiz neye denir
Kullanılan paranın,hangi bölümü faize girer ve haramdır 
Öncelikle,bunun tesbitinin yapılması gerekir
Diye düşünüyorum
Bu konu ile ilgili,aşağıya bazı yazılar alıntıladım,okuyunuz 

Endonezya Bersama Universitas Islam Indonesia
Mezunu olan
Hendra Riki Wisnuırwan isimli yazarın
Pontianak Kota şehrinde yayınlanan
Matahari Dan Budaya Nilai isimli dergideki
Situasi Moneter başlıklı yazısından
Çeviri ve özetle,kısaca şunları aktarayım,okuyunuz 

İslami açıdan,faiz nedir ve nasıl belirlenir 
Diye bir hüküm,oluşturulacaksa eğer
Bu konu,hem ekonomist ve hemde İlahiyatçı olan
Bir araştırma grubunun,ortak çalışması neticesinde
Belirlenebilir
Bu hüküm,sadece ilahiyatçıların fetvalarıyla belirlenebilecek
Bir husus değildir 

Öncelikle,paranın gerçek değerinin belirlenmesi gerekir
Paranın reel değeri belirlendikten sonra  
Zaman içinde,paranın kaybettiği değer
Enflasyon farkı,hesaplandıktan sonra
Bunun üstündeki fazlalık miktar  
Faiz olarak değerlendirilebilir
İmam-ı Azam Ebu Hanife Hazretlerinin öğrencisi 
İmam Ebu Yusuf'un kıstası
Ve islam coğrafyasında kabul gören
İslami açıdan,genel fetva budur

Ancak,baştan dediğimiz gibi
Bu İslami açıdan bir değerlendirmedir 
Bu değerlendirme 
Elbette,altında Kuran-ı kerim hükümlerinin
Günümüzün ve ülkelerin şartlarına göre
İçtihatlanmasına dayanır 
Ancak,bu değerlendirmenin kapsadığı alan  
Reel para değeri ve silkülasyonu içindeki
Faiz'in nitelendirilmesi 
Ve uygulama açısından faiz oranı
Ve haram olan kısmının belirlenmesi  
İslam beldesi sıfatında olan ülkelerde
Toplum yaşam kuralları ve kanunlar içinde
Kuran-ı kerim hükümlerinin uygulanmasıyla 
Ortaya çıkar

Dünyada ülkelerin,reel para değerlerini
Kim ve neye göre belirler 
Bunu belirleyen kurum hangisidir
Diye sorulacak olursa,bu kurum İMF'dir
İMF nedir,bu kurumun görevleri ve kapsadığı alan neresidir 
Diye sorulacak olursa,açıklayalım 
İMF kısaltmasının açılımı 
International Monetary Fund ) şeklindedir
Kelime kökeni ingilizce olup 
Türkçe açılımı 
Uluslararası Para Fonu'dur
IMF International Monetary Fund )
Görevleri ve kapsadığı alan neresidir 
Sorusuna kısaca yanıt verelim
IMF International Monetary Fund 
Küresel finansal düzeni takip etmek
Borsa silkülasyonlarını değerlendirmek
Dünyadaki tüm ülkelerin para değerlerini belirlemek
Ve sabitlemek 
Döviz kurları ve ödeme planları gibi konularda
Denetimler ve organizasyonlar yapmak
Aynı zamanda teknik ve finansal destekler sağlamak
Gibi görevleri bulunan,uluslararası bir organizasyondur "  

Yukarıdaki yazıyı okudunuz
Bende,bu yazıdaki gerçeklere istinaden
Kısaca şunları açıklayayım 
Faizin belirlenmesi için
Öncelikle,paranın reel değerinin belirlenmesi lazım
İMF yönetim merkezi ve genel yapı itibariyle
Bir siyonist-yahudi kuruluşudur
Osmanlı'dan sonra 
Türk-İslam coğrafyasındaki
Para değerlerini belirler
Ancak,hiç bir zaman belirlediği değer
Türk-İslam coğrafyasındaki
Para değerleri açısından
Reel ölçekli değildir
Ve paranın değeri reel olarak belirlenmeden 
Sahte olan bir değer üzerinden
Faiz sınıflaması sağlıklı değildir
Değeri,gerçek manada belirlenmemiş bir paranın 
Zaman içindeki değer kaybı,enflasyon farkı 
Sağlıklı olarak hesaplanamayabilir
Birde bu paradaki faiz tesbitinin
İslami açıdan yapılabilmesi için
Hem ekonomist,hemde ilahiyatçı olan
Uzmanlardan oluşan,bir resmi kurum varmıdır
Bilmiyorum
Ayrıca,Hendra Riki şunu söylüyor : 
" Reel para değeri ve silkülasyonu içindeki
Faiz'in nitelendirilmesi 
Ve uygulama açısından faiz oranı 
Ve haram olan kısmının belirlenmesi  
İslam beldesi sıfatında olan ülkelerde
Toplum yaşam kuralları ve kanunlar içinde
Kuran-ı kerim hükümlerinin uygulanmasıyla 
Ortaya çıkar " diyor 
Bunun mümkün olamadığı durumlarda
Parasal ve islami açıdan
Faiz ve haram nasıl belirlenecek
Türkiye'de normal bankalar,faiz oranıyla
Katılım bankaları ise kar payı oranıyla çalışıyor 
Faiz ve kar payı hesapları
Reel para değeri üzerinden hesaplanıyor 
Faiz ve kar paylarının oranları
Birbirlerinden çok farklı değil
Kar payı ile çalışan bankalarda,mevduat hesabı açanlar
Diğerlerine göre çok fazla kar etmiyorlar
Kredi çekerlerse
Diğerlerinden daha yüksek miktarda,geri ödüyorlar
Ancak,faiz ve kar payı,farklı nitelendirildği için 
Tercihlerde buna göre yapılıyor
" Faiz ve İslam " isimli konu ile ilgili
Diğer yazılar,aşağıdadır,okuyunuz

FAİZ VE ANLAM

Öncelikle,Faiz kelimesini açıklayarak konumuza girelim
https://sorularlaislamiyet.com/kaynak/faiz-ve-riba-nedir

Faiz, kelime olarak, "çoğalıp akmak, dolup taşmak" mânasına gelen feyz kökünden, "çoğalıp akan, dolup taşan" anlamında bir sıfattır. Kelime, Türkçemizde, "Borç karşılığında belli zaman sonunda alınan belirli bir meblağ veya borcun belirli sürede getirdiği kazanç" mânasında isim olarak kullanılmaktadır. Türkçede bu mânada kullanılan faiz kelimesinin son harfi dad`dır. Arapçada bir de son harfi ze olan faiz kelimesi vardır. Bu kelime ise,  "elde etmek, kurtulmak, dileğine ermek, başarmak" mânasına gelen feyz kökünden gelen bir sıfattır. "Kurtulan, istediğini elde eden, başaran" mânasına gelmektedir. Kur`ân-ı Kerîm`de, "Borç verilen şey`i belli bir ilâve ile geri alma" mânasına olan ve feyz kökünden türeyen fâiz   فَائض  kelimesi yoktur. Bu kelimenin yerine, Kur`an`da ribâ kelimesi kullanılmıştır. Fevz kökünden gelen fâiz   فائزkelimesi ise Kur`an`da zikredilmektedir. Bu iki faiz kelimesinin zaman zaman birbirine karıştırıldığı görülmektedir. Nitekim İzmir`de yapılan Türkiye 2. İktisat Kongresinde Türkiye Ziraat Odaları Birliği adına sunulan bir tebliğde, böyle büyük bir yanlışlığa düşülmüş; faiz kelimesine Kur`an`da övgüyle yer verildiğinden bahisle, faizin İslâm`da haram olmadığı, haram kılınan hususun tefecilik olduğu ileri sürülmüştür. Bu iddianın yanlışlığı apaçık ortadadır. Dilimizde kullandığımız faiz kelimesiyle Kur`an`da zikredilen faiz kelimesinin - yukarıda izah ettiğimiz vechile - hiçbir alâkası yoktur. Bu bakımdan, faizin meşrû olduğu iddiasının yanlışlığı açıktır. Türkçede kullandığımız mânadaki faiz kelimesinin karşılığı, ribâ kelimesidir. Ribâ, lügatte, "çoğalma, artma ve büyüme" mânalarına gelmektedir. Kur`an-ı Kerîm`in indiği devrede bu kelime, "Borçludan, borç süresi (vâde) mukabili alınan fazlalık" için kullanılıyordu. Bu mânası ile riba mefhumu Türkçede kullandığımız faiz kelimesinin tam karşılığı olmaktadır.

FAİZ VE İSLAM 

https://sorularlaislamiyet.com/yillik-enflasyon-oraninca-faizin-caiz-oldugunu-duydum-diyanetin-bu-yonde-fetvasi-varmis-dogru-mudur

Faiz olursa, oran ne olursa olsun helal olmaz. Bu nedenle faiz her zaman haramdır.

Ancak enflasyon oranında fazlalık faiz değildir. Mesela, birine yüz lira ödünç verseniz, alt ay sonra enflasyon yüzde otuz olduğu için 130 TL alsanız bu otuz liralık rakkam fazlalığı faiz değildir, altı ay önce verdiğiniz paranın -satın alma gücü bakımından- eşit karşılığıdır.

Bu böyle olmakla beraber faizcilik yapan bankalara para yatırarak buradan enflasyon oranında faiz almak caiz olmaz; çünkü:

a) Bu bankalar sizden aldıkları parayı reel (enflasyon oranından fazla) faizle satmak suretiyle para kazanmakta ve size de o paradan ödeme yapmaktadırlar.

b) Bankaya para yatırmak bir akit yapmaktır; bu akit, faizli para alım satım aktidir, sonunda kâr da olsa zarar da olsa yapılan akit faizli akit olduğu için İslam'a göre helal değildir.

Elinizde para var da bunu meşru yoldan nemalandıramıyorsanız özel finans kurumlarına yatırabilirsiniz...

Paranın tedavülden kalkması veya değer kaybetmesi halinde nasıl hareket edileceği hususunda da Hanefi imamları arasında farklı görüşler vardır. İmam-ı Âzam,

“Alınan borcun sayı olarak aynı miktarı verilmelidir. Paranın değeri ister yükselsin, isterse düşsün, borçlu aldığı paranın mislini verir. Yüz lira borç aldıysa yüz lira ödeyecektir.” ( İbni Abidin, Reddü'l-Muhtar, IV:174. Kasani, Bedayiü's-Sanayi,7:394)

der. İmam Muhammed ile İmam Ebu Yusuf ise,

“Borçlu aldığı borcun mislini vermez, ödeme esnasındaki kıymetini, değerini verir.” (Mecmuatu Resâil İbn Abidin 2/60)

demektedirler. Fetvanın da bu şekilde verildiği bildirilmektedir.

Buna göre, birisine bir seneliğine iki milyon borç veren kimse, aradan bir sene de geçmiş olsa, yine bu miktar alacağının olduğunu bilmelidir. Fakat ödeme esnasında borçlu, paranın yıllık değer kaybını nazara alarak ona göre bir fazlalık verirse, aldığı borcun kıymetini vermiş olacağından İmameynin (İmam Muhammed ile İmam Ebu Yusuf) kavline göre amel etmiş, hem de alacaklının hakkını üzerinde bırakmamış olur. Bu meselede fazlalık baştan şart olarak koşulmamış, sadece borçlu alacaklıyı düşünerek zararını telâfi etmeye çalışmış olur.

Bu meselede şöyle bir yol da tercih edilebilir ki, bu en sâlimi ve en sıhhatlisidir. Borç verme, döviz yoluyla olabileceği gibi, altın üzerinden de yapılabilir. Böylece faiz şüphesi de ortadan kalkmış olur.

Buna göre, borç alıp verirken ya döviz alınıp verilir veya altın alınıp verilir yahut sâbit değeri olan ticarî mallar nazara alınır, onlar alınıp verilir. Bunların haricinde bir sene sonra fazlalık belirtilerek verilen borç doğrudan faize girer, dolayısıyla caiz olmaz. (bk. Mehmed Paksu, Çağın Getirdiği Sorular)

* * *
Düşük de olsa faizli bir muameleye girmek caiz değildir. Şimdilik muamele faiz sayıldığına ve istikbaldeki durumu meçhul olup her an değişmesi mümkün olduğuna göre hüküm değişmez. Yalnız borcu kapatmak hususunda Ebu Yusuf’a göre durum değişir. Mesela bir kimse bir milyon liralık parayı bir seneliğine faizle bir buçuk milyona verirse, faizli olduğundan haramdır. Yalnız bir sene sonra daha önce verilen bir milyon para enflasyon sebebiyle ödeme anında bir buçuk milyona tekabül ederse onu, yani başlangıçta verdiği bir milyon mukabilinde bir buçuk milyon alması caizdir. Çünkü bu para altın ve gümüş olmadığı ve değeri itibari olduğu için kendisine itibar edilen değere göre muamele görür. (Halil GÜNENÇ, Günümüz Meselelerine Fetvalar, I/320-321)

Fıkıhçılar, enflasyon altındaki farkın caiz olduğunu söylüyorlar. Örneğin on altın yüz milyon lira karşılığı iken, bir arkadaşınıza yüz milyon lira borç verdiniz. Bir sene sonra yüz milyon liranız geri geldi, ancak değer kaybından dolayı yüz milyonunuz sadece sekiz altın alabiliyor. Siz iki altın farkını alsanız faiz olur mu? Sorusuna İmamı Azam “bilmiyorum” demiş. Bazı fıkıhçılar ise "caizdir" demiş. Çünkü zarara uğramak söz konusudur. Şimdiki uygulamalarda özellikle iki problem göze çarpıyor:

a. Enflasyon miktarının belirlenmesi için yapılan hesaplamalar ne derece güvenilir. Var sayalım ki enflasyon hesabı doğru yapıldı. Problem yok.

b. Şimdi bankayla anlaştık. Şu kadar paraya karşılık şu kadar faiz verilecek. İmzaladık. Öncelikle böyle bir anlaşmanın hiçbir sorumluluğunun olmadığını söyleyemeyiz. Çünkü bizzat faiz anlaşması yapılmaktadır.

Diğer taraftan bugünkü enflasyon rakamları; örneğin % 50 olsun. Biz de bu rakamın altında taşıt ve konut kredisi veya para yatırıp faiz anlaşması yapmış olalım. Diyelim ki kredilerimizi ödedik veya paralarımızı aldık. Bizi ilgilendiren önceki enflasyon rakamları değildir. Daha sonraki, parayı ödediğimiz veya aldığımız zamanki enflasyon rakamıdır. Baktık ki enflasyon bizim anlaştığımız rakamın üstünde çıktı. Bu durum da faiz anlaşması haram olmakla beraber, alınan paraya haram denilmesi zor görünüyor. Ancak enflasyon miktarı anlaşmamızın altın da kalırsa, bunun hesabını kim verecek. Allah’a “hesap edemedik, tahminimiz yanlış çıktı, piyasalar karıştı” diye bir bahanemiz ne derece makul ve makbul olur.

Neticede zararsız yolları, zararlı yollara tercih etmemiz daha isabetli ve hesabının da daha kolay olduğu kanaatindeyiz. Bu durumda, size faizli bankalara alternatif olarak özel finans kurumlarını tavsiye ediyoruz.

FAİZ VE İSLAMİYET

https://sorularlaislamiyet.com/yurt-disinda-darulharp-faiz-almak-veya-vermek-haram-midir-gayri-muslim-ulkede-faiz-caiz-olur-mu

İmâm-ı Âzam ile İmâm-ı Muhammed'e göre Müslüman olmayan bir memlekette bulunan bir Müslümanın, Müslümanları aldatıp mallarını çalması veya gasb etmesi caiz olmadığı gibi, gayri müslimlerin mallarını da çalması veya gasb etmesi caiz değildir. Çünkü İslâm dini müsamaha ve fazilet dini olduğu için hiyâneti, aldatmayı, gayriahlâkî ve çirkin şeyleri her yerde yasaklamaktadır.

Ancak küfür diyarında yaşayan bir Müslümanın gayri müslimden faiz almasında beis yoktur. Çünkü onlara göre faiz almak hiyânet sayılmaz, normaldir.(el-Fıkhu ale'l-Mezahebil arba'a, I/340. Fethu'l-Vehhab II/355)

Diğer mezhepler ile Ebû Yûsuf a göre faiz her yerde yasaktır. Ne İslâm diyarında ne de küfür diyarında onu almak caiz değildir. Alışverişte, ölçüde, tartıda Müslümanlara gösterilen muameleyi gayri müslimlere de göstermek îcâb eder.(el-Fetâva'1-Kübrâ, II/238, Bedâyi es-Senâyi', IX/4378)

Hatta bir kimse mesela Avrupa'ya giderse, orada devlete veya şahsa ait bir şey bulursa, onu sahibine vermeye mecburdur.(Hidâye, II/66)

"Küfür diyarında gayri müslimlerden faiz almak caizdir." diyen İmam-ı Âzam ile Muhammed'in sözü daha râcihdir. Çünkü bir Müslüman parasını, meselâ bir Alman bankasına yatırsa (ki yatırması doğru değildir) onlar, parasını çalıştırıp bol bol kazanacaklar, para sahibi faizini almadığı takdirde cebine hiçbir şey girmeyecek, üstelik de gayri müslimlerin istihzalarına maruz kalacaktır.(Halil Günenç, Günümüz Meselelerine Fetvalar, 1/243-244)

İmam Azam ve İmam Muhammed‘e göre, küfür diyarında yaşayan bir Müslümanın gayri müslimden faiz almasında bir sakınca olmadığı hususu:

“Darülharpte Müslüman ile gayri Müslim arasında faiz olmaz."(Zeylai, Nasbu'r-Raye, IV/44; İbn Hümam, VII/39)

 

hadisi şerifine dayanmaktadır.

FAİZ VE DARÜ'L-İSLAM 

https://www.yenisafak.com/yazarlar/farukbeser/daruul-harpte-faiz-meselesi-2029291

Hanefilere göre darü'l-harpte faiz alınabilirmiş. O halde Avrupa ülkelerinde, hatta Türkiye'de faiz alıp verebilir miyiz
Önce 'darü'l-harp' ne demek, onu görelim. Dâr; yurt, ev, ülke demek. Darü'l-harp de 'harp ülkesi' yani Müslümanların harp halinde oldukları ülke demek. Bunun karşılığı 'Darü'l-İslam', yani İslam ülkesi, devleti, diyarı. Bu iki kavram naslar, yani Kitap ve Sünnet tarafından konmuş ve nitelikleri belirlenmiş kavramlar değil. 'Darü'l-İslam' kavramı hadislerde hiç geçmez.
Bu kavramlar İslam fıkıhçılarının öteki ile ilişkileri, siyeri, bugünkü tabiriyle, devletler hukukunu düzenlemek için koydukları kavramlardır.
Darü'l-İslam, İslam ülkesidir, darü'l-harp de küfür ülkesidir. Ama bir yerin darü'l-İslam ya da darü'l-küfür sayılabilmesinin şartları da bütün mezheplere göre farklıdır. Bazı fıkıhçılara göre bu ayrımın nirengi noktası, bir ülkede İslam ahkâmının uygulanıp uygulanmamasıdır. Uygulanıyorsa orası darü'l-İslam'dır, velev ki, Müslümanlar azınlıkta olsunlar. Uygulanmıyorsa darü'l-harptır, velev ki Müslümanlar çoğunlukta olsunlar, Türkiye gibi. Bazılarına göre ise belirleyici özellik bir ülkede İslam ahkâmının bir kez olsun uygulanmış olmasıdır. Orası artık kıyamete kadar darü'l-İslamdır. Velev ki hiç Müslüman kalmamış olsun, Endülüs gibi.
Sonradan bu kavramlar sürekli değişmiş; ilk önce Moğol İstilası sırasında İbn Teymiye bu ikisine bir de ne İslam ne harp yurdu olan ara ülke kavramını eklemiş. Sonra darü'l-ahd, darü'l-küfür, darü's-sulh, hatta son zamanlarda Türkiye gibi ülkeler için darü'r-ridde kavramları ortaya çıkmış. Yani bu kavramlar zamana ve şarta göre zorunlu olarak doğmuş ve zorunlu olarak değişmiş.
Bunu şunun için söylüyoruz; 'darü'l-İslam' ya da 'darü'l-harp' denilerek verilen hükümlerin kahir ekseriyeti zamanın şartlarına göre verilen hükümlerdir. Bu konuyu en iyisi değerli dostum Prof. Dr. Ahmet Özel'e sormak lazım. Çünkü 'İslam'da Ülke Kavramı' diye emek mahsulü basılmış bir doktora tezi var.


Söylediklerimizin özeti şu: 'darü'l-harpte faiz' meselesi İslam'ın naslarla belirlenmiş bir hükmü, yani bir sabitesi değil.


Faiz alıp vermek isteyenlerin bu konuda tutundukları delil Ebu Hanife'den nakledilen ve Hanefi fıkıh kitaplarında hadis olarak da yer alan 'Darü'l-harpte Müslümanla harbî arasında faiz yoktur' sözüdür. Ama böyle bir hadisin bulunmadığını başta İmam Şafiî olmak üzere pek çok âlim söyler. Ebu Hanife'nin baş öğrencisi Ebu Yusuf bile bunu hocasından naklederken, öyle zannediyorum ki, diye zanlı bir ifade ile anlatır.
Var olduğunu kabul edelim :
Ebu Hanife bunu söylerken, harp halinde olan ülkeler zaten birbirlerinden alabildiklerini alırlar. Bu hukuken meşrudur diye düşünerek söylemiştir. Kaldı ki o, müslümanın darü'l-harpte faiz vereceğini değil alabileceğini söylemiştir. Gerekçesi şudur; harp halinde olduğumuz insanların malları bize helaldir. Müslüman kendisine helal olan bir malı hangi yolla olursa olsun alabilir. Hatta kesin kazanacağını biliyorsa kumarla dahi alabilir. Çünkü o mal zaten onundur ama başka alabilecek bir yolunu bulamadığı için bu yolla alıyor demektir. Ayrıca harp, düşmanı zayıflatmak için vardır. Onu iktisaden zayıflatmak da harbin bir parçasıdır.
İkinci olarak, yine bu sözün hadis olduğunu varsayalım, o takdirde bunun darü'l-harpte müslim ile gayrimüslim arasında faiz alışverişinin cevazına delalet etmesi kesin değil zannîdir. Çünkü 'Müslimle gayrimüslim arasında faiz yoktur' demek; faiz onlar arasında bile olmaz, olmamalıdır anlamına da gelebilir. Buna karşılık faizden söz eden naslar hem çoktur, hem de umumi ve kesindir. Bilindiği gibi Kur'an-ı Kerim'de en şiddetli tehdit gören günah faizdir. 'Kim faizi bırakmazsa Allah'a ve Resulü'ne karşı bir nevi savaş halinde olduğunu bilsin' buyrulur. Resulüllah Efendimiz Veda Haccı'nda 'faizin her türlüsünü yasakladığını ve ayaklarının altına aldığını' söyler. Bunca kesin nas karşısında, faiz gibi hatarlı bir konuda zannî bir delile tutunmak da hatarlıdır.
Kaldı ki, bugün faiz kişiler arasında değil, daha çok kişi ile banka arasında cereyan etmektedir. Bankada Müslümanın da gayrimüslimin de parası vardır. O halde bankadan faiz alan, onu sadece gayrimüslimden almış olmaz. Müslümanın faiz vermeyeceği konusunda ise herkes müttefiktir. Sonra İmam Ebu Hanife'nin gerekçesi harbîyi iktisaden zayıflatmaktır. Bugün bankalara para yatıranlar onları zayıflatmıyor aksine onların zayıfları sömürmesine, verdiği paranın on katıyla katkıda bulunuyor. Ayrıca söz konusu olan darü'l-harptir. Bugün mesela biz Almanya ile harp halinde değiliz. O halde orası olsa olsa darü's-sulh, ya da darü'l-küfür olabilir.
O halde faiz hakkındaki hüküm, Efendimiz'in şerefli sözüdür: 'Faizin her türlüsü haramdır ve hepsi ayağımın altındadır'.