https://istanbul-fatih34.tr.gg

PEYGAMBERİMİZ HZ.MUHAMMED SAV



PEYGAMBERİMİZ HZ.MUHAMMED SAV 
Lütfen Alttaki Logoya Tıklayınız






PEYGAMBERİMİZ VE ÜMMETİN CEHALETİ
FORUM ALACAKARANLIK İSTANBUL 
HASAN SALİH ERCÜMENTOĞLU
İstanbul Üniversitesi İlahiyat Fakültesi 

Selamün Aleyküm Kardeşlerim
Forumda daha önce yayınlanan 
Peygamberimiz Hz.Muhammed sav Efendimiz ve Ümmilik
İle ilgili bazı yazıları,aşağıya yeniden paylaştım
Bunların dışında,sizlere bir iki anektod aktarayım
Peygamberimiz Hz.Muhammed sav Efendimiz ile ilgili
Bazı cahil ulemanın
Peygamberimizin cahil olduğu
Okuma yazma bilmediği  
Musıki veya sanat gibi ilimlerden
Matematik veya fizik gibi ilimlerden anlamadığı
Şeklinde devam eden,bir sürü yalan ve yanlış ifadeler içeren
Üstelik,hadis-i şerif veya ayet-i kerimelerlede bezenen
Yazılar olduğunu gördük
Bu yazılar neden yazılıyor diye,araştırmaya başladık 
Bu konuyla ilgili şunları aktarayım 
Öncelikle şunu belirtmek isterimki 
Peygamberimiz Hz.Muhammed sav Efendimiz
Cahil birisi değildi 
Akıllı ve kültürlü birisiydi 
Elbette okurdu ve yazardı
Ve her türlü ilim hakkındada bilgisi vardı
Peygamberimiz Hz.Muhammed sav Efendimiz 
Sanat veya Musıki'den anladığı gibi
Matematik veya fizik gibi ilimleride bilirdi
Peygamberimizin okuma yazma ve matematik bildiğini 
Ticaret yaptığı dönemde
Aldığı sattığı malların
İsimlerini ve fiyatlarını
Kimlere ne satıldığını ve ne kadar borçları kaldığını
Belirten listeler yazmasından
Ve hesaplamasından
Aynı zamanda,bu tür listelerin mutlaka yazılmasını
Müslümanlara tavsiye etmesinden biliyoruz
Arap musıkisinin gelişmesinin ise
Peygamberimizin açtırdığı ve bizzat denetlediği
Hafız ve müezzin yetiştiren
Musıki mektepleri sayesinde olduğunu biliyoruz
O dönemde kurulan,ilk müslüman askeri bandosununda
Peygamberimizin direktifleriyle
Medine'de kurulduğunu
Davul ve def gibi sazlardan oluşan
İslami marş ve ilahiler seslendiren
Bu bandonun,Mekkenin fethiyle şehire girdiğini biliyoruz
Dolayısıyla
Peygamberimiz Hz.Muhammed sav Efendimizin
Sanat ve musıki konusundada,bilgili olduğunu biliyoruz 
Peki bu gerçekler bilindiği halde
Kimler ve hangi amaçla  
Peygamberimizi,cahil birisi gibi tanıtmaya çalışıyor 
Bu yanlış tanıtımdan çıkarları nedir,diye soracak olursak
Kısaca özet olarak şunları aktaralım
İlk etapta bunun,bir siyonist plan olduğunu  belirtelim
Dünyayı yöneten ve sömüren güç olan siyonizm
Türk-İslam coğrafyasını,bölüp parçalayarak
Sömürmeye devam etmek için
Bu sömürünün ve sömürenin anlaşılmaması için
Veya buna engel olacak biçimde
Müslümanlarda bir bilinç oluşmaması için
Veya siyonizm ile mücadele edecek
Bilim ve teknolojiyi
Müslümanların üretememesi için 
Müslümanların cahil kalmalarını sağlamak için
Cehaletin hoş görülmesini
Peygamberimiz Hz.Muhammed sav Efendimizinde
Cahil olduğunu benimsetmeye çalşmışlardır 
Siyonist yapılanma,aslında müslüman olmayan
Ancak,islamiyeti,en ince ayrıntısına kadar bilen
İmamlar yetiştirmiştir
Lawrence gibi,bazı imamların yetiştirdiği müslümanlar
Elbette Vehhabilik mezhebi benzeri
Bazı tarikatleri kurarak
Müslümanlarıda kendilerine benzeterek
Hem hakiki islamiyetin dejenere olmasını  
Hemde Türk-İslam coğrafyasının sömürülmeye
Devam edilmesini sağlamışlardır
Günümüzdede bazı tarikatlerin içinde 
Bu yapı devam etmektedir 
Peygamberimizi cahil olarak nitelendirmektedirler
Özellikle,bunu yapanlar,bazı tarikat şeyhleridir
Müslümanları,kandırmak ve sömürmek için
Müslümanların,cahil kalmalarını sağlamaya çalışmaktadırlar
Çünkü müslümanlar,eğer cahil olmaz,akıllı olursa
Sömüremeyeceklerdir
Cahil kalmalarını sağlamak içinde 
Cehaletin normal bir şey olduğunu 
Hoş görülmesi gerektiğini 
Cahilleri kabul edecek
Fikir ve düşünce kuruluşları olmadığını
Bu yüzdende,tarikatlerin bazılarının
Cahillere sahip çıktığını
Peygamberimizinde cahil olduğunu belirterek
Bilim ve teknoloji gibi konularda
Cahil kalmalarında bir sakınca olmadığını
Müslümanların,bilim veya teknoloji yerine 
Sadece,namaz,ibadet ve tesbihat ile meşgul olmalarını 
Sağlamaya çalışmışlardır
Böylelikle müslümanların cahil kalmaları
Ve bazı tarikat şeyhlerince,sömürülmeleri sağlanmıştır  
Eger,müslümanlar ilahiyat fakültelerinde
Kur'an,hadis,kelam,fıkıh gibi islami ilimlerde
Eğitim görürse,bazı tarikat şeylerinin cehaletini görerek
Onlara tabi olmayacaklardır
Bu yüzden,bazı tarikat şeyhleri,eğitime karşıdır
Ve gerekçe olarakta 
Peygamberimiz Hz.Muhammed sav efendimizin
Cahil olduğunu ileri sürerek
Cehaletin hoş görülmesini sağlamışlardır
Bu tür bazı cahil ulemanın yetişmesine
Dolaylı olarak destek olan ve finans sağlayan ise
Daha önce bahsettiğimiz gibi
Dünyayı sömüren siyonizm'dir
Osmanlı'dan sonra,dünya üzerinde 
Türk-İslam hakimiyeti sona ermiştir
Siyonizm,herşeyi kendi çizgisinde dizayn etmiştir
Siyonizmin islam adlı öğretisinde 
Sadece ibadet ve tesbihat vardır 
Dolayısıyla sadece ibadet ve tesbihatle
Meşgul olan müslümanlar
Türk-İslam coğrafyasının
Siyonizm tarafından sömürülmesini
Dolaylı olarak devam ettirmektedirler
Siyonist islam öğretisinde 
Haram denilerek
Müslümanlar herşeyden uzak tutulmuşlardır
Örneğin,kadın evinden dışarı çıkamaz 
Okumak için,okula gidemez 
Dünya ile ilişkisi yoktur 
Televizyon seyredemez,haramdır
Pedagoji kitabı okuyamaz,haramdır 
Kitap okumasınıda engellemek için
" Peygamberimiz okur yazar değildi,cahildi "
Diyerek,cehaletin hoş görülmesi
Cehaletin devam etmesi sağlanmıştır
Böylelikle,anneler cahil bırakılarak
Cahil annelerin,dolayısıyla 
Cahil evlatlar yetiştirmeleri sağlanmıştır
Müslümanların,her türlü bilimsel ve teknolojik ürünü
Üretecek seviyeye gelmemeleri için
Ve üretemediği,ancak,ihtiyaç duyduğu ürünleri 
Siyonistlerden satın almaları için
Her türlü ürüne,önce haram denilerek
Müslümanların
Ürünlerin,üretim teknolojilerinden
Uzak tutulmaları sağlanmıştır
Bunun içinde,cehaletin normal bir şey olduğu 
Peygamberimiz Hz.Muhammed sav Efendimizin
Cahil olduğu örneği verilerek 
Bilim ve teknolojinin
Dünya ilmi olduğundan 
Uğraşılmaması gerektiği 
Ahiret ile meşgul olunması gerektiği fikri 
Yaygınlaştırılarak
Müslümanların,siyonistler tarafından 
Sömürülmeye devam edilmesi sağlanmıştır
Dünyası mahvolan müslüman
Ahiretini kazanmaya çalışmıştır
Ancak,dünya,ahiretin tarlasıdır
Dünya tarlasını,siyonizm çizgisindeki islam ile ekerek
Dünya tarlasında,hakiki islamı ekemeyenlerin
Dünyalarıda,ahiretleride mahvolmuştur



İLAHİYATÇI CEMİL KILIÇ
HZ. MUHAMMED SAV EFENDİMİZ VE ÜMMİLİK
30 - 10 - 2018  ODA TV COM 
https://odatv.com/kurana-gore-hazreti-muhammed-okuma-yazma-biliyor-muydu-yoksa-bilmiyor-muydu-29101837.html

Hazreti Muhammed’in okuma yazma bilip bilmemesi meselesi, İslam teologları ve doğubilimciler için çok önemli bir konudur. Bu konu üzerinden Kur’an’ın kaynağına dair tezler geliştirilmekte, bağlantılı olarak da bir kısım itikadî sorunlar ele alınmaktadır.

Geleneksel ve egemen İslam düşüncesine göre Hazreti Muhammed, kesinlikle okuma yazma bilmeyen biriydi. Bundan dolayıdır ki, Kur’an’ı kendisinin yazması mümkün değildir. Bir diğer deyişle Kur’an, Hazreti Muhammed’in kendisinin uydurup yazdığı yahut yazdırdığı bir kitap değildir.

BÜYÜK HAKSIZLIK

Ne var ki, Kur’an’ın Tanrı tarafından gönderilmiş bir kitap olduğu inancını takviye etmek için Hazreti Muhammed’in okuma yazma bilmediğini savunmak, haşa Kur’an’ı kurtarmak isterken peygamberi ezmektir. Hazreti Muhammed gibi büyük bir önderi, eşsiz bir devrimciyi okuma yazma bilmeyen bir cahil gibi göstermek ve bunu ısrarla iddia etmek hatta bunu bir inanç konusu olarak ikame etmek aslında İslam’a, Kur’an’a ve peygambere karşı yapılmış büyük bir haksızlıktır.

Hazreti Muhammed’in ticaretle uğraşan biri olduğu malumken ve ticaret kervanlarıyla pek çok ülkeyi dolaştığı da biliniyorken nasıl olur da okuma yazma bilmediği iddia edilebilir?

Bu konuda bir kısım Kur’an sözlerinin/ayetlerinin delil olarak ileri sürüldüğünü ve ne acı ki söz konusu sözlerin/ayetlerin yanlış anlaşılıp yanlış tefsir edildiğini belirtmeliyiz. Ancak bu noktada ilgili Kur’an sözlerine/ayetlerine geçmeden önce bazı rivayetlere de değinmek yerinde olacaktır.

BİRAZ TUHAF DEĞİL Mİ

Ahmet bin Hanbel’in Müsned’inde, Buharî’de ve Müslim’de peygambere atfedilen rivayetlerde şöyle bir ifade bulunmaktadır:

“Biz ümmî bir topluluğuz, yazı yazmayız ve hesap yapmayız.” (Müsned, II, 43, 56, 122, 129; Buharî, “Savm”, 13; Müslim, “Sıyâm”, 15)

Ana geçim kaynaklarından biri ticaret olan Mekkeliler'in okuma yazma ve hesap bilmeyen bir topluluk olarak nitelenmesi biraz tuhaf değil midir? Bu nedenle bu aktarımın peygamberden gelmiş olması pek mümkün görünmüyor. Bu konuda belki şu kabul edilebilir: Mekkeliler arasında okuma yazma ve hesap yapma işi pek yaygın değildi. Evet; böyle bir izah daha doğru gibi geliyor.

Hazreti Muhammed’in, evvelce okuma yazma bilmediği halde peygamberliğini ilan ettikten sonra bir miktar okuma yazma öğrendiğini iddia edenler de vardır. Söz gelimi; Ebü’l-Velîd el-Bâcî, Hudeybiye Antlaşması’yla ilgili rivayetlerde (Buharî, “Sulh”, 6; “Megazî”, 43) Hazreti Muhammed’in bu antlaşmada yer alan bir ifadeyi bizzat yazarak düzelttiği yolundaki aktarımlara dayanıp onun yazabildiğini belirtmektedir. (Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, Ümmî Maddesi.)

Ayrıca bir kısım İslam mutasavvıfları ümmî sözüne ilişkin işarî yani keşf yoluyla ulaşılan simgesel bir mana vererek  “mevcudatın aslı” yani “ümmü’l- mevcudat”gibi bir açıklama da yapmaktadırlar. Söz gelimi; İsmail Hakkı Bursevî, Ruh’ul- Beyan (İstanbul, 1969, III. 255) adlı yapıtında mutasavvıfların bu görüşlerine de yer vermektedir.

"KENTLERİN ANASI"

Batılı müsteşrikler/oryantalistler/doğubilimciler çoğunluk olarak Hazreti Muhammed’in okuma yazma bildiğini ve Kur’an’da geçen ümmî sözünün Yahudi ve Hristiyan olmayan yani putperest Arap toplumu anlamına geldiğini belirtmişlerdir. Onlar, ilk defa Medine döneminde ortaya çıktığını söyledikleri ümmî sözcüğüne ümmetin İbrânîce’deki kullanımından hareketle “putperest, kutsal bir kitabı olmayan kimse” gibi anlamlar yüklemiştir. Müsteşrik J.Horovitz, Hazreti Muhammed ve kavmi hakkında Cuma suresinde zikredilen “ümmiyyîn” kelimesini “putperestler arasından ve putperestler için bir peygamber” diye yorumlamış, bu bağlamda İbrânîce’de Yahudi olmayanları ifade etmek üzere kullanılan “dünya milletleri” (ummot hā-‘olām) terkibine dikkat çekerek Hazreti Muhammed’in kendisini Yahudilere, “Yahudi olmayanlara gönderilmiş peygamber” (nebı’e ummot hā-‘olām) şeklinde takdim ettiğini ileri sürmüştür. Onun bu anlayışını benimseyen müsteşrik R. Paret ise Hazreti Muhammed’in kendisinin putperest ve putperestlere gönderilmiş peygamber olmasını bir saygısızlık diye görmediğini belirtmiş, bu kelimenin İbrânîce’deki sınırlarını tam bilmediği için kendini böyle nitelemiş olabileceğini söylemiştir. (Türkiye Diyanet Vakfı, İslam Ansiklopedisi, Ümmî Maddesi.)

Öte yandan ümmî sözünün Kur’an dışı rivayetlerin çoğunda okuma yazma bilmeyen anlamında kullanıldığını görüyoruz. İbn Manzur’un Lisan’ül – Arab’ı gibi kimi Arap dili sözlüklerinde de bu anlam yer almaktadır. Gerçek şu ki sözcüğün anlamlarından biri de elbette budur. Ancak sözcüğün tek anlamı bu değildir.

Söz gelimi; bir Kur’an terimleri sözlüğü olan Ragıb el İsfahanî’nin el – Müfredat’ında ümmî sözcüğünün Kur’an’da geçen “ümmü’l–Kura” ifadesinden hareketle Mekkeli anlamına gelmek üzere kullanıldığı belirtilmektedir. (el – Müfredat, “emm” maddesi.) Ümmü’l- Kura/Ümme’l- Kura” ifadesi; “Kentlerin Anası” anlamına gelir ve Kur’an’da Mekke kastedilerek Hayvanlar Bölümü 92. Söz / En’am Suresi 92. Ayet ile Danışma Bölümü 7. Sözde / Şura Suresi 7. Ayette geçer. 

HAZRETİ MUHAMMED ÜMMÎDİR

Ümmî sözcüğü aslında Arapça “ümm” sözünden gelmektedir. “Ümm” ise anne/ana anlamını taşır. Ümmî ise; anasından doğduğu hal üzere olan, anadan doğma temiz ve saf, doğası bozulmamış olan demektir. Bu bağlamda aslında Hazreti Muhammed’in ümmî olması demek onun anasından doğduğu gibi saf ve temiz olması, doğasının değişmemiş olması demektir. Evet; Hazreti Muhammed ümmîdir.

Lakin tekraren belirtelim ki, ümmî olmak sadece bu anlama gelmez. Zira bu ifadenin Kur’an ayetlerinde başka anlamlara gelmek üzere de kullanıldığını yukarıda bir örnekle belirtmiştik. İlaveten diğer anlamlara da bakalım:

Öncelikle şunu belirtelim ki Kur’an’da “ümmî” sözcüğü altı yerde geçmektedir. Bunların ikisinde tekil halde ve Hazreti Muhammed’in niteliği olarak, öbür yerlerde ise çoğul halde kullanılmaktadır.

Tekil kullanım Ara Yer Bölümü 157. ve 158. Sözlerde/Araf Suresi 157. ve 158. Ayetlerdedir.

Bu sözlerde / ayetlerde ümmî sözü; önceki kitapları yani Tevrat ve İncil’i okumamış olan anlamındadır. Okuma yazma bilmeyen anlamında değildir. Burada Ebu Hayyan el Endelüsî’nin, el Bahr’ul- Muhît (1403/1983,IV, 403) adlı yapıtını refere ederek farklı bir görüşe daha değinmek yerinde olacaktır. Buna göre on kıraat imamından (Kur’an’ın nasıl okunması gerektiği konusunda rehberlik eden on imam) biri kabul edilen Yakup el – Hadramî Ara Yer Bölümü 157. Sözde geçen ümmî sözcüğünün emmî olarak okumakta, bu durumda ise ilgili Kur’an sözünün manası; “Hazreti Muhammed her birey için maksuttur,”biçiminde olmaktadır. Maksut; hedeflenen, arzulanan, amaçlanan demektir. Lakin bu görüş Kur’an yorumcuları arasında pek olurlanır değildir.

Şimdi de Dişi Sığır Bölümü 78. Söze/Bakara Suresi 78. Ayete bakalım:

“Onlardan bir bölümü de anasından doğduğu gibi kalanlardır. Onlar Kitabı/Tevrat’ı bilmezler. Onların tüm bildikleri bir yığın kuruntudan ibarettir ve onlar yalnızca tahminde bulunurlar.”

Bu Kur’an sözünde/ayette ümmî sözü Yahudilerin arasında Tevrat’ı bilmeyenleri ifade etmektedir. Tevrat’ı okumayanlar ümmî olarak nitelenmektedir.

ÜMMÎ İKİ ANLAMA GELİYOR

Ümmî sözünü; anasından doğduğu hal üzere kalan biçiminde anlamlandırmanın hem olumlu bir tarafı vardır hem de olumsuz bir tarafı vardır. Olumlu taraf; doğası bozulmamış olmak, saf ve temiz olmaktır ki Hazreti Muhammed için böyle bir anlam söz konusudur. Lakin bu ifadenin olumsuz tarafı da şudur: Anasından doğduğu gibi kalıp hiçbir şey öğrenmemek, bilgisini çoğaltmamak ve cahil kalmak… İşte bu ikinci mana açısından Yahudiler içinde Tevrat’ı okumayan ve bilmeyen kimseler eleştirel bir dille nitelenip yerilmektedir.

İmran Ailesi Bölümü 20. ve 75. Sözlerde de/Âl-i İmran Suresi 20. ve 75. Ayetlerde de ümmî sözcüğünün iddia olunduğu gibi okuma yazma bilmeyen anlamında kullanılmadığını görmekteyiz.

Öncelikle 20. Sözde ümmi sözcüğü çoğul halde ve “kendilerine kitap verilmemiş olanlar” anlamında kullanılmaktadır. Bununla kast edilen de Yahudi ve Hristiyan olmayan Araplardır. Aynı durum 75. Söz için de geçerlidir. 75. Sözde de “ümmîler/ümmiyyîn” ifadesiyle kendilerine kitap verilmemiş olan/kitap ehlinden olmayan manası kastedilmektedir. Kast olunanlar ise Araplardır.

Cuma Bölümü 2. Sözde de/Cuma Suresi 2. Ayette de ümmîler/ümmiyyîn ifadesiyle yine Araplar kastedilmektedir. Burada kutsal kitabı olmayan bir halkın yani Arapların içinden onlara yani kendilerine bir peygamber gönderildiği belirtilmektedir.

Hazreti Muhammed’in okuma yazma bilip bilmemesi ile ilgili tartışmaların odağında yer alan en önemli Kur’an sözü/ayeti aslında Örümcek Bölümü 48. Söz/Ankebut Suresi 48. Ayettir.

 “Sen daha önceki kitapları okumuş değildin. Onları sağ elinle yazıyor da değildin. Öyle olsaydı yanlışın ardına düşenler elbette kuşkuya kapılırdı.”

KUR'AN DİLİNDE BÖYLE DEĞİL

Fahruddin er –Razi’nin Mefatih’ul – Gayb’ında ve İsmail Hakkı Bursevî’nin Ruh’ul – Beyan’ında da aktarıldığı gibi çoğu İslam bilgini ve Kur’an yorumcusu bu Kur’an sözünü anlamlandırırken ve yorumlarken Hazreti Muhammed’in okumayı ve eliyle yazı yazmayı bilmediği şeklinde bir açıklamaya yönelmişlerdir. Oysa meselenin öyle olmadığı apaçıktır. Zira Hazreti Muhammed’in okuma yazma bilmemesi mümkün değildir. Lakin gerçek olan şu ki Hazreti Muhammed okur yazar değildi. Kur’anî açıdan düşündüğümüzde okuma yazma bilmemekle, okur yazar olmamak başka şeylerdir. Her ne kadar günlük dilde okuma yazma bilmemekle okur yazar olmamak neredeyse aynı anlama gelecek şekilde kullanılsa da Kur’an dilinde bu böyle değildir.

Hazreti Muhammed’in okur yazar olmaması demek önceki kutsal kitapları okumuş ve onları, yahut onlardan bir bölümü de eliyle yazmış olmaması demektir. Kur’an’da anlatılan budur.

Evvelce yazımızın giriş bölümünde de ifade ettiğimiz üzere, Hazreti Muhammed gibi devrimci bir önderin, büyük bir öncünün okuma yazma bilmemesi imkansızdır. Kaldı ki o ticaret kervanları yöneten biriydi. Meselenin kamil manada halli maksadıyla tekraren soralım; ticaretle uğraşan birinin okuma yazma bilmemesi mümkün müdür?

Öbür yandan Hazreti Muhammed’in okuma yazma bilmediğini savlamak, Kur’an’ın temel iletisine de aykırıdır. Zira Kur’an’da okuma yazma özendirilmekte, önemsenmekte ve değerli addedilmektedir.

Şöyle ki:

Kur’an; “oku!” buyruğuyla başlar. Bu “oku!” ifadesi her ne kadar “davet et”anlamına da gelmekle birlikte temel anlamı bildiğimiz okumaktır. Kur’an’ın ilk inen bölümünde ve ilk sözlerinde okuma ile birlikte kaleme de vurgu vardır ki bu da malum olduğu üzere yazmayı işaret etmektedir. İşte; Göze Bölümü’nün/Alak Suresi’nin ilk sözleri

 “Yaratan rabbinin adıyla oku!

O insanı gözeden yaratmıştır.

Oku, çünkü senin rabbin çok cömerttir.

Rabbin ki insana kalemle yazmayı öğretmiştir…” 

Kur’an, okuma yazmaya o denli önem vermektedir ki açıkça kalemin üzerine yemin etmektedir. İşte Kalem Bölümü’nün 1. Sözü / Kalem Suresi’nin 1. Ayeti:

“Nûn, kaleme ve onun yazdıklarına ant olsun!”

MÜSLÜMAN'A OKUMA YAZMA ŞARTINI KOYMUŞ BİRİDİR...

Pek çok Kur’an yorumcusu bu Kur’an sözünün başındaki “Nûn” ifadesinin Arap alfabesindeki bir harfi belirtmekle birlikte aynı zamanda “hokka” anlamına da geldiğini belirtir. Hokka, içine mürekkep konulan bir kaptır. Yani görüldüğü üzere Kur’an hokkaya, kaleme ve onunla yazılanlara yemin ediyor. Böyleyken o Kur’an’ın peygamberi olan Hazreti Muhammed’in okuma yazma bilmediğini ileri sürmek saçma değil midir?

O Muhammed ki, Bedir Savaşı’nda tutsak alınan Mekkeli müşrik askerlerin salıverilme koşullarından biri olarak on Müslüman'a okuma yazma öğretme şartını koymuş biridir. Yani okuma yazmaya bu denli önem vermiştir.

İlaveten belirtelim ki, Kur’an’ın peygamberi Kur’an’ı okumak suretiyle insanlara okuma yazmanın öneminden bahsedecek ama kendisi okuma yazma bilmeyecek öyle mi?

O zaman şu iki Kur’an sözünü nereye koyacağız:

“Ey inananlar, kendinizin yapmadığı şeyleri başkalarına neden söylüyorsunuz? Yapmadığınız şeyleri söylemeniz Allah katında büyük günahtır.” (Dizi Bölümü 1. Ve 2. Söz / Saf Suresi 1. Ve 2. Ayet)

Peki ya şu Kur’an sözünün ne yapacağız:

“Siz insanlara iyi olan şeyleri buyuruyor da kendinizi unutuyor musunuz?...” (Dişi Sığır Bölümü 44. Söz / Bakara Suresi 44. Ayet) 

Hazreti Muhammed özü ile sözü ayrı olan biri değildir. O, insanların yapmasını istediği şeyleri kendi yapmayan biri de değildir.

Konuyu bağlarken bir kez daha ifade edelim ki, Hazreti Muhammed okuma yazma bilen biridir. Lakin o okur yazar değildir. Okur yazar olmak başka, okuma yazma bilmek başkadır.

Güncel bir örnekle meseleyi izaha çalışalım:

Bugün Türkiye’de okuma yazma bilenlerin oranı % 95 düzeyindedir. Lakin bu % 95 arasında kitap okuma ve kitap yazma/yazarlık oranı ne seviyededir? Sanıyorum ki % 5 bile değildir.

Hazreti Muhammed de okuma yazma bilse de önceki kutsal kitapları okuyan ve onlardan bir şeyler yazan bir kimse değildir. Kur’an’ın anlatmak istediği apaçık bir biçimde işte budur.

Saygı ve esenlik olsun büyük devrimci Hazreti Muhammed’e . Saygı ve esenlik olsun o ümmî peygambere

İlahiyatçı Cemil Kılıç -  Odatv.com


PEYGAMBERİMİZ HZ.MUHAMED SAV OKUR YAZARDI 

PROF. DR. SÜLEYMAN ATEŞ  - GAZETE VATAN

http://www.gazetevatan.com/suleyman-ates-18249-yazar-yazisi-hz--muhammed-okuma-yazma-bilirdi/

Peygamber'in (SAV) tahsil görmediği, tam anlamıyla okur yazar bir insan olmadığı bir gerçektir. Fakat bu, onun hiç yazı bilmediği anlamına gelmez. Hz. Muhammed gibi son derece zeki ve aynı zamanda ticaret filosu yönetmiş bir insanın, en az arkadaşları Ebubekir, Ömer vb. kadar yazı bilmiş olması gayet doğal


Soru: Sevgili Süleyman Ateş. Peygamberimizin (SAV) okuma yazması olmadığını öğrendim. Biraz şaşırdığımı söyleyebilirim. Bu bilginin gerçekliği konusunda beni aydınlatır mısınız? Kendisi ilmin önemini her fırsatta vurgulayan birisi. Acaba neden okuma-yazma öğrenmemiş olabilir? Saygılarımla...

Cevap: Hz. Peygamber'in okur yazar olmadığı görüşü genel anlamıyla doğru olamaz. Bu anlayış, Kur'ân'ın, Hz. Muhammed'in, daha önce bir 'Kitap' okumadığını ve eliyle kitap yazmadığını belirten Ankebût Suresi'nin 48'inci âyetin yanlış anlaşılmasından kaynaklanır. Oysa o âyette Hz. Muhammed'in okuma yazma bilmediği değil, o çevrede tek dinî Kitap olan Tevrat'ı okumadığı ve onu yazmadığı, Kur'ân'ı bir yerden okuyarak değil, vahiy ile aldığı anlatılır. Bazı 'Kitap' ehli kimseler, Kur'ân'da anlatılanların Tevrat ve İncîl'den iktibas edildiğini söylemiş olmalılar ki 47. ve 48. âyetler, Peygamber (SAV.)in, önceden bir 'Kitap' okumadığını, yazmadığını; bu söylediklerinin, kendilerine ilim verilmiş olanların hafızalarında bulunan âyetler olduğunu belirtiyor.

Peygamber'in (SAV) tahsil görmediği, tam anlamıyla okur yazar bir insan olmadığı bir gerçektir. Fakat bu, onun hiç yazı bilmediği anlamına gelmez. Hz. Muhammed gibi son derece zeki ve aynı zamanda ticaret filosu yönetmiş bir insanın, en az arkadaşları Ebubekir, Ömer vb. kadar yazı bilmiş olması gayet doğal. Çünkü özel bir eğitim görmemiş olan o insanlar da Hz. Muhammed ile aynı ortam içinde yetişmişlerdi. Onlar yazı bilirken Hz. Muhammed niçin zorunlu şeyleri yazacak kadar yazı bilmesin ki?

Buhârî'deki rivayete göre Hudeybiye Barış Antlaşması yazılırken Kureyş delegesi "Allah'ın Elçisi Muhammed" sözünü kabul etmeyince Hz. Muhammed, antlaşmayı yazan Alî'ye "Allah'ın elçisi" sözünü silmesini emretmiş, fakat Alî, bu sözü silemeyeceğini söyleyince Peygamber (S.A.V), sayfayı alıp, o sözü silmiş ve kendi adını yazmış.

Bir başka rivayette de "yazısı iyi değildi" kaydı vardır.

Kadı Ebû'l-Velîd el-Bâcî, bu rivayete dayanarak Peygamber'in yazı bildiğini ispat etmek için bir kitap yazmış ve bu kitap, yazarın üzerine şimşekleri çekmiştir.

Bir rivayete göre de Peygamber (SAV) Mu'âviye'ye, Akra ve Uyeyne için ta'lîmât yazmasını emretmiş, Uyeyne, bu yazılan ta'lîmatı "Götüreyim mi?" diye sorunca Allah'ın Elçisi yazılan sahîfeyi alıp bakmış ve: "Sana emredilenleri yazmış" demiş. Bu rivayeti aktaran Yunus: "Bize göre Allah'ın Elçisi, kendisine vahiy geldikten sonra yazı yazmıştır" demiştir.

Kadı İyâd da gelen haberlerin, Peygamber'in harfleri ve bunların güzel yazılımını bildiğini kanıtladığını belirtmektedir.



HZ.MUHAMMED SAV EFENDİMİZ VE ÜMMİLİK 

https://sorularlaislamiyet.com/peygamberimiz-ummi-miydi-ummi-peygamber-ne-demektir-okuma-yazma-bilmiyorsa-nasil-okuyordu


Ümmi:
 Anasından doğduğu gibi kalan; yeni bir bilgi edinmemiş olan; okuma-yazma bilmeyen gibi anlamlara gelir. "Ümm" kelimesinin ism-i mensubu "ümm"e mensup olan, Arap dilinde "ümm"; anne, bir şeyin aslı gibi anlamlara gelir (Firûzâbâdî, el-Kamûsu'l-Muhît, Beyrut 1987, 1891).

Sözlük anlamının yanında mecazi bazı anlamları da vardır. Kur'ân-ı Kerîm'de anne, asıl (kaynak), dönülecek yer ve süt emziren anlamlarında kullanılmıştır (Abdurrahman İbnu'l-Cevzî, Nüzhetu'l A'yuni'n-Nevazır fî İlmi'l-Vücûh ve'n-Nezâir Beyrut,1985,141-142).

Kur’an’da “ümmî” kelimesi “okuma-yazma” bilmeyenler için kullanılmıştır. Asıl manası da budur.

“İçlerinden bir de ümmî olanlar vardır ki kitabı bilmezler. Bütün bildikleri bir takım kuruntulardır. Onlar sadece zan ederler.”(Bakara, 2/78)

mealindeki ayette bu anlam çok açık olarak görülmektedir.

Meallerini vereceğimiz ayetlerde “ümmî” kelimesi Peygamberimiz (asm) için de kullanılmıştır.

“Onlar, yanlarındaki Tevrat ve İncil’de vasıflarını yazılı buldukları o ümmî nebî olan peygambere tâbi olanlardır. O (peygamber), onlara iyiliği emreder, onları kötülükten sakındırır…"

"De ki: 'Ey insanlar! Şüphesiz ki ben sizin hepinize, göklerin ve yerin hükümrânlığı kendisine ait olan, kendisinden başka hiç bir ilâh olmayan, hayat veren ve öldüren Allah’ın gönderilmiş elçisiyim. O halde Allah’a iman edin. Allah’a ve kelimelerine iman eden ümmî nebi olan elçisine de iman edin ve ona uyun ki, doğru yolu bulmuş olasınız.' ”(A'raf, 7/157-158).

“Sen bundan önce ne bir Kitâp okuyor (tilavet ediyor), ne de elinle onu yazıyordun. Öyle olsaydı, bâtıla uyanlar elbette şüpheye düşerlerdi.”(Ankebut, 29/48)

mealindeki ayette Hz. Peygamber (asm)'in okuma-yazmasının olmadığına vurgu yapıldığı gibi, onun için kullanılan “ümmî” vasfının da aynı anlama geldiğine işaret edilmektedir.

Peygamberimiz (asm)'in iki tür mucizesi vardır. Birisi, şahsında görülen mucizeler; diğeri de kâinat üzerinde gösterdiği mucizelerdir. Bu ikinci kısma örnek olarak Ay’ı iki parçaya ayırması, parmağından çeşme gibi suların akması ve az bir yemekten çok sayıda insanı doyurması verilebilir. Birinci kısma giren mucizelerin en parlağı ise ümmiliğidir, bir şey okuyup yazmamış olmasıdır. (et-Tefsirü’l-Kebir, 15:29.)

Peygamberimiz (asm) hiçbir âlimden ders almamış, hiçbir kitap okumamış, hiçbir ilim meclisinden bir şey öğrenmemiş; bir kelime de olsa yazı yazmamıştır. Fakat Peygamberimiz ümmiliğiyle beraber bütün ilimlere vakıftı, bilmediği bir şey yoktu. Ona her şeyi öğreten Rabbiydi.

Peygamberimiz (asm) İslâmı anlatmaya başladıktan sonra hiç kimse çıkıp da “Falan meseleyi ona ben anlatmıştım, ben öğretmiştim.” dememiştir.

Tefsirlerimizde “ümmi” kelimesi üç anlamda kullanılıyor:

1. “Ümm”, anne anlamına gelen bir kelimedir. “Ümmi” kelimesi de, buradan türetilmiş bir isimdir. Böylece ümmi, anasından doğduğu hal üzere kalan, okuma yazma bilmeyen, yaratılışı yeni bir şey öğrenmekle değişmeyen insan”a denir.

2. Arap milletine de “ümmi” denirdi. Eskiden beri Araplar, yazı ve hesap bilmeyen bir millet olarak tanınır. Peygamberimiz (asm.) bir hadiste,

“Biz yıldızların hareketinden hesap çıkarmayan ve yazı yazmayan bir milletiz.”(Müslim, Sıyam: 15.)

buyurarak bu durumu dile getirir. 

3. “Ümmi” Ümmü’l-Kurâ anlamına da gelir, “Mekkeli” demektir. Her üç anlamda da Peygamberimiz (asm)'in okuma yazmayla uğraşmamış olduğu ortaya çıkar. Zaten Kur’an-ı Kerim açıkça Peygamberimizin ümmi olduğunu bildiriyor. Üç ayette “Ümmi Peygamber” ifadesi yer alıyor. (A'raf, 7/157, 1588; Cuma, 62/2.)

Peygamberimiz (asm)bir kitap veya yazıya bakarak okuyamıyordu, fakat Kur’an-ı Kerim’i ezberinden çok güzel okurdu. Kur’ân okumasını ona Cebrail Aleyhisselam öğretmişti. Bu konuda A’lâ Suresi 6. Âyette şöyle buyurulur:

“Bundan böyle sana Cebrail’in öğreteceği üzere Kur’an’ı okutacağız da, unutmayacaksın.”

Elmalılı Hamdi Yazır şöyle bir değerlendirme yapmaktadır:

"Bu üç nisbetin üçünde de ümmî okuyup yazmaya uğraşmamış manasına bir vasıftır. Ümmîlik sıradan insanlar hakkında kullanıldığı zaman genelde ilim eksikliğini ifade eden bir noksanlık sıfatı iken, bir ümmînin okuyup yazanlardan daha bilgili olması Allah tarafından olağan durumun aksine olarak, çalışıp çaba göstermeden ilâhî bilgilerle donatılmış olması ve vehbî ilimlere sahip olması peygamber için fıtrat yüceliğine delalet eder. İlmî yüceliği ve kemâli, okuyup yazanları aciz bırakan bir peygamber hakkında "ümmî"lik, her türlü şüpheyi ortadan kaldıran ve onun doğrudan doğruya Allah'tan gönderildiğini her türlü şüpheden arınmış olarak ispat eden harikulade bir üstün özelliktir, yani başlı başına bir mucizedir. Bu bakımdan "o resul, o ümmî nebî" vasfıyla anılması, "O, risaleti ve nübüvveti açık olan mucize sahibi peygamber" demekten daha açık seçik bir belagat örneğidir." (bk. Elmalılı Hamdi YAZIR, Hak Dinî Kur'an Dili, İstanbul, 1979, IV/2297; Kurtubî, el-Cami'li Ahkâmi'l-Kur'ân; Beyrut, 1965, VII/298-299)

Rasûlüllah (asm)'in okuma-yazma bilmediği tüm âlimler tarafından kabul edilmektedir. Nitekim bu durum şu âyette de açıkça ifade edilmektedir:

"Ey Resulüm! Sen vahyimizden önce kitap okuyan veya yazı yazan bir insan değildin; eğer böyle olsaydı, batıl iddia peşinde olanlar şüphe edebilirlerdi." (Ankebut, 29/48).

Hz. Peygamber (asm)’ın ümmîliğin yaygın olduğu bir topluma mensup olduğu bilinmektedir. Kendisinin de ümmî, yani öğrenim görmemiş, okuryazar olmayan bir zat olduğu, tarihî bir gerçektir. Halbuki Kur’ân-ı Kerim'de çok çeşitli bilim dallarına ait bilgiler, ilmî prensipler, neticeler, atıflar veya işaretler vardır. Sadece Yahudi ve Hristiyan dinlerine ve kutsal kitaplarına dair bilgileri gözönünde bulunduracak olursak büyük bir yekün teşkil eder. Bu konulara girmek, hele hele o alanın ilim adamları arasındaki ihtilaflı konularda görüş bildirmek, eleştiri yapmak, karar verip hükme bağlamak, bilgi sahiplerinin bile yanaşamayacağı bir iştir.

Şu hâlde Kur’ândaki bu bilgilere bir merci lâzımdır. Kur’ânı tebliğ eden ve kırk yıllık ömrünü kendi hemşehrilerinin arasında geçiren Hz. Muhammed’in; okul, öğretmen görmediği, hatta yazma bile bilmediği kesindir. Zira Kur’ân, sayısız muhaliflere karşı bu âyeti bildirmiş, hiçbir düşman çıkıp da onun yazı bildiğini ileri sürememiştir. Öyleyse Kur’ân’ın her şeyi bilen Allah Teâla tarafından gönderildiği kesinlik kazanmaktadır.

Peygamberimiz (asm)'in “ümmi” oluşunun pek çok hikmeti vardır. Bunlardan birisi şudur: Şayet Peygamberimiz yazı yazıp okuyabilseydi, Kureyşliler, “O, bu kadar bilgiyi eski kitapları okudu da, oradan öğrendi, Kur’an’ı da eski bilgilerine dayanarak yazdı.” diyeceklerdi. Bu konuyu yukarıda meali verilen şu ayet şöyle dile getirir:

“Sen Kur’an’dan önce hiçbir kitabı okur değildin, elinle de onu yazmadın. Böyle olsaydı müşrikler elbette şüphelenirdi.”  (Ankebut, 29/48.)

Fakat Peygamberimiz (asm) öyle bir yazı yazmıştır ki,

“Mevlana Câmî’nin dediği gibi, hiç yazı yazmayan o ümmi Zat parmak kalemiyle sema sayfasında bir elif yazmış, bir kırkı, iki elli yapmış.”

Bilindiği gibi, Ay’ın dolunay şeklindeki duruşu Kur’an harflerinden “mim”in yuvarlak kısmına, ikiye ayrılınca da her parçası noktasız “nun”a benzemiştir. Ebced hesabında “mim” kırk, “nun” ise elli olarak hesap edilir. Mevlana Câmî güzel bir şekilde bu gerçeği böylece dile getirmiştir. 

“Ümmî peygamber” tabirini nasıl anlamalıyız

Ümmi kelimesi özetle: “Dünyevî bir tahsil görmemiş olan” demektir. Ümmeti, bu ümmiyetteki inceliği çok iyi kavramış olmalı ki, bilhassa teravihlerde salâvat getirirlerken, o Resul-i kibriyayı (a.s.m.) bu vasıfla yad ederler: "Nebiyy-i ümmî"

O nebiyy-i ümmî (a.s.m.) kötülük namına bir şey bilmezdi. Dünyanın bütün ihtiraslarından, hilelerinden, tuzaklarından beriydi. Allah, onu lekesiz, tozsuz, parlak bir ayna olarak hazırlamış, terbiye etmişti. İşte “ümmiyet” denilen bu sâfiyet aynasında vahiy tezahür etti.

“Sanki o zat, vahy-i ilâhînin makesi olan masum ruhuyla zaman ve mekânı tayyederek, o zamanın en derin derelerine girmiş ve gördüğü gibi söylemiştir.”(İşârat-ül icaz)

Âlemlerin rabbi, o şanlı Peygamber (asm)'ini kimseye talebe etmedi. İlâhî takdiriyle buna engel oldu. Bu okuma tehir edildi; tâ “oku” emri gelinceye kadar. Bu emri alan o Nebiyy-i Ümmî (asm.), insanlık âlemine Kur'an'ı tâlim etti; kâinat kitabını rabbinin ismiyle okudu. Ondaki hikmetleri, ince mânâları, gayeleri anlattı. İnsanın mahiyetini, hakikatini, vazifesini öğretti.

O, Rabbinin lütfuyla âhireti, arşı, Levh-i Mahfuzu okurken, müşrikler kendi yaptıkları putlara tapmakla meşgûldüler. Ne kâinatı okuyabiliyorlardı, ne kendilerini, ne de yaptıkları putları. Okuyabilselerdi, kendilerini o taşlara isnat etmezlerdi. Onların okuryazarları en inatçıları, en cahilleriydi.

İslâm'ın “oku” emrini iyi anlamaz ve doğru değerlendirmezsek, okula gitmeyen bütün müminleri İslâm'ın bu kati emrine âsi ilân etmemiz gerekir. Bu ise mümkün değil... Kâinatı ve Kur'an'ı, Allah'ın ismiyle, en mükemmel şekilde okuyan o Nebiyy-i Ümmînin, kendi heva ve hevesiyle konuşmadığını, Kur'an bize haber veriyor, yâni Allah taahhüt ediyor. Her sözü, ilâhî iradeye bağlı olan o şanlı nebi, artık kimden ne okuyacaktı

Peygamber Efendimiz (asm) ümmi idi, yani okuma yazmayı bilmiyordu.
Nur dağında Cebrail (as) "oku" demesini nasıl anlayacağız

Nerede ve ne zaman kitap okuma, ilim vs. üzerine konuşuluyorsa, muhakkak şu da söylenir: “Yüce dinimiz de okumaya büyük önem vermiştir. Nitekim, Kur'an'ın ilk emri oku! olmuştur.”

Doğrudur. Kur'an'ın ilk emri okumaktır. Ne var ki, bu ilk Kur'anî kelimenin devamını okumayı, hemen her zaman ihmal ediyoruz.

Ümmi (okuma yazma bilmeyen) Peygambere (asm.) ve Onun elçiliğiyle hepimize gelen “oku!” emrinden kasıt nedir? Okuma - yazma bilmek midir? Mesela Hz. Peygamber bu emre muhatap olur olmaz okuma - yazma öğrenmeye mi başlamıştır? Değilse, “oku!” emrinden aldığı ders nedir? Hem bu emir, “Ne okuduğun, nasıl okuduğun önemli değil, yeter ki oku.” anlamına mı gelir?

Bütün bu soruların cevabını bulmak için “ikra” ile başlayan bu ayetin devamını okumak gerekiyor.

“İkra’ bismi rabbikellezi hâlak.” Yani, “Yaratan rabbinin adıyla oku.”

Kur'an'ın kastı rasgele bir “okuma” değildir. Muhakkak yazılı bir kitabı okumak da değildir. İster bir kitabı okusun, ister her cümlesi ve her bir harfi sonsuz hikmetler ve manalar yüklü olan şu kâinat kitabını okusun “Yaratan Rabbinin adıyla” okumaktır.

Bu emrin ilk kez kendisine verildiği Hz. Peygamber (asm.) ayeti tam da bu manada okumuş; o andan sonra her anı ve her şeyi “Rabbinin adıyla”okuma gayretiyle yoğrulmuştu. Öyle ki, Alman şair Rilkenin deyimiyle, “meleklerin bile hayran kaldığı” bir okumaydı bu. O, ümmi bir peygamberdi, okuma yazma bilmiyordu. Ama kâinat kitabını, fıtrat kitabını ve Kur'an'ı en güzel o okumuştu.